Fenerbahçe-Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe-Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2010 Pazar

Derbide Kazanan Orta Saha


Son haftalarda farklı sonuçlarla elde ettiğimiz galibiyetlerin yanında Galatasaray'ın da teknik direktör değişikliğine kadar giden başarısız sonuçlar alması Galatasaray maçı öncesi Fenerbahçe'yi favori takım haline getiriyordu. Ancak kafalardaki soru işareti Fenerbahçe'nin Young Boys, PAOK, Trabzonspor, Kayserispor ve Beşiktaş gibi zorluk derecesi yüksek maçların hiçbirisinden galibiyetle ayrılamamış olmasıydı. Sezon başı hazırlık kampını eksikler nedeniyle verimli geçiremeyen takımımızın bu maçlardaki yetersiz futbolu takımda taşların oturmamış olmasıyla izah edilmeye çalışılıyordu. Son üç haftada ise Kasımpaşa, Gençlerbirliği ve Konyaspor maçlarında alınan farklı galibiyetler takımın uyumu için olumlu bir gösterge olsa da Galatasaray maçı farklı bir atmosferde oynanacağı için ciddi bir sınav niteliği taşıyordu.

Eksik Galatasaray Rehavet Getirdi

Hafta başında Rijkard'ın yerine Hagi'yi göreve getiren Galatasaray cephesinde sıkıntılar teknik kadro seçimiyle bitmiyordu. Baros, Arda ve Kewell gibi hücum silahlarının sakatlıkları nedeniyle derbide forma giyemeyecek olmaları Fenerbahçe cephesinde son haftalarda farklı sonuçlar elde eden ofansif kadro tercihinin tekrar edebileceğini gösteriyordu. Hem eldeki hücum alternatiflerin kısıtlı olması, hem de Fenerbahçe'nin orta sahayı riske etmesi Galatasaray'ı Şükrü Saracoğlu'na güçlü bir orta saha tercihiyle çıkarttı.Fenerbahçemiz ise Konyaspor karşısında mücadele eden kadrodan çok da farksız olmayan bir kadro ile rakibini hücum gücüyle sindirme niyetindeydi. (Volkan, Gökhan-Lugano-Yobo-Caner, Dia-Mehmet-Emre-Stoch, Alex-Niang)

Derbilerin Kilidi, Orta Saha

Kağıt üstünde Fenerbahçe'nin ofansif kadrosuna karşı oyunu kendi kalesinde kabul etmesi beklenen Galatasaray maçın ilk yarısında Fenerbahçe'yi kalesine yaklaştırmadığı gibi birisi çizgiden çıkartılan birçok gol pozisyon buldu. Yıllardır orta sahasında çok güçlü alternatifleri olan Fenerbahçe'nin sadece 3 orta saha oyuncusuyla derbiye hazırlanması manidardır. Aslında tam de bu sebeple, elde bu kadar kısıtlı ve alternatifsiz bir havuz varken, Alex'in adını tahtaya yazmakta tereddüt dahi edilmemesi gerekir. Aykut Hoca da başlarda belki kafasında başka planlar olsa da Alex'ten vazgeçemez, vazgeçemedi de. İlk transfer dönemine kadar da 4-3-3 lafını kimse ağzına almamalı. Bu işin bir tarafı. Diğer tarafı ise benim naçizane gözlemim son dönemde derbilere ambargo koyan Fenerbahçe kadrolarının her zaman orta sahası dirençli takımlar olduğunu söylüyor. Genelde iki kanat oyuncusundan biri koşucu özellikli olup, geri kalan 3 oyuncu Aurelio, Deniz, Appiah, Mehmet Topuz, Emre Belözoğlu, Cristian, Selçuk gibi kontrollü futbola uygun isimler arasından seçilirdi. Orta sahamız güçlüyken topa daha fazla sahip olup, top kapmak için daha az efor sarfederdik. Ancak Ayhan, Mustafa, Elano, Cana, Misimovic ve hatta Pino'yu daha dahil edersek savunmaya geçtiğinde 6 oyuncuyla orta sahayı parselleyen Galatasaray takım savunmasının içinde Emre ve Mehmet Topuz'un kanatlardan destek almadan oyuna hükmetmesi oldukça zordu. Öyle de oldu. İlk yarı boyunca son yılların en defansif kadrolarından biriyle sahaya çıkmasına rağmen oyunun kontrolü daha çok Galatasaray'ın elindeydi.

Aykut Kocaman'ın maç sonu açıklamalarında değindiği gibi, ilk yarının ardından ya oyuncu, ya da oyunu değiştirip orta sahayı mutlaka ele geçirmemiz gerekiyordu. Kral belki de Cristian'ın formuna güvenmemesi veya alternatiflerin kısıtlı olması nedeniyle Stoch, Alex ve Dia'nın oyuna daha fazla katılmaları beklentisiyle değişikliğe gitmedi. İkinci yarıda topa daha fazla sahip olup, rakip kaleyi daha fazla yokladık. Ancak çabalarımız 10 yıllık galibiyet serisini sürdürmek için yeterli değildi. Maçtan sonra varsayımlar üzerine galibiyet formülleri çıkartmak niyetinde değilim ancak kadrolara bakınca ortaya çıkan beklentilerin çok da uzağına geçmeyen bir karşılaşma izledik. Galatasaray eksikleri nedeniyle haddini bilerek oynadı, biz ise pozitif futbol beklentisiyle bütün formda oyuncularımızı sahaya sürerek ofansif oynama niyetimizi belli ettik. Ancak maçta gol sesi çıkmadı.

Derbilerde yokuz ama...

Neticede "Derbilerin sonucu önceden kestirilemez" savının bir kez daha ispat edildiği bir maçı geride bıraktık. Bardağın dolu tarafına bakarsak yeni teknik direktörüyle ilk 9 haftasında Trabzonspor, Kayserispor, Beşiktaş ve Galatasaray maçlarını geride bırakan Fenerbahçemiz liderin 6 puan gerisinde yarışı sürdürüyor. Geçmiş yıllarda anadolu takımları karşısında kaybedilen puanlar nedeniyle çok üzülen takımımız zorluk derecesi düşük maçlarda daha iştahlı oynuyor. Bardağın boş tarafında ise dirençli takımlar karşısında çalışan bir ekolden uzaklaşan ve şimdiye kadar buna bir çözüm getirememiş bir takım var. Bunu da zamanla ve kadronun zenginleşmesiyle çözebileceğimize inanıyorum.

Son üç haftayı fırtına gibi geçen Fenerbahçemiz için Galatasaray maçı bir uyarı mahiyetinde kabul edilmelidir. Ancak gidişatı toz pembe göstermek ne kadar yanlışsa, bu derbiden de istediği sonuçla ayrılamayan takımımızdan ümidi kesmek de o kadar yanlıştır. Gerçekleşen bunca değişiklikten sonra takımın bir düzen içerisinde şartlara göre farklı tepkileri verebilmesi için değil birkaç hafta birkaç yıl gerekebilir. Aykut Kocaman da bu süreçte kendisini geliştirip belki dışarıdan bakıldığında farkedilmeyen sorunlar için çözümler geliştirmeye başlayacaktır. Orta sahaya doğrudan ilk 11'de oynayacak bir orta saha oyuncusu dahil etme planları bunlardan birisi olabilir. Bunun gibi çözümler için de tek ihtiyacımız olan Aykut Kocaman'a ve onun böyle tecrübelerden çıkaracağı sonuçlara güvenmektir.

Fotoğraf: Galatasaray Dergisi © Tuncay ŞEN

27 Mart 2010 Cumartesi

Vurduğumuz Gol Olsun


Son haftalara girilirken heyecan iyice yükselmiş durumda ve Galatasaray-Fenerbahçe maçı yine şampiyonluk yarışının düğüm maçlarından birisi olarak karşımızda. Özellikle Bursaspor'un cuma günü Belediye karşısında 3 puan kaybetmesinin ardından 3 büyüklerin şampiyonluk umutları arttı. Ancak böyle bir haftada Fenerbahçe ve Galatasaray'den en az birinin canı yanacak. Beşiktaş da 2-0 geriye düştüğü maçı 3-2 kazanarak efsanevi bir dönüş yaptı ve maç fazlasıyla ikinciliğe yükseldi. Bu da derbide iki takımın üstündeki baskıyı arttıracak bir unsur olarak ön plana çıkıyor. Zira kaybeden taraf haftayı 4'üncü sırada kapatacak.

Fenerbahçemiz'de orta sahada ciddi bir derinlik sıkıntısı yaşanıyor. Emre, Deniz ve Cristian'ın aynı anda sakatlıkları nedeniyle oynayamayacak durumda olmaları orta sahanın ortası için alternatifleri iyice azaltıyor. Eldeki Vederson, Özer, Selçuk, Mehmet Topuz, Deivid beşlisinden bir dörtlü oluşturmamız gerekecek. Bu durumda da Daum'un Deivid ile Özer arasında bir tercih yapacağını tahmin ediyorum. Onun dışında defansta ideal dörtlümüz (Gökhan-Lugano-Bilica-Santos) bir aksilik olmazsa oynayacak durumda. İleri uçta da Güiza-Alex ikilisinin oynaması muhtemel.

Bu durumda kafalardaki tek soru Özer-Deivid tercihi üzerine oluyor. Bu konuda da beklentim maçın başında Galatasaray'ın presini kırmak için Özer'in daha uygun bir tercih olabileceği yönünde. Elbette Mehmet Topuz'un Emre'nin pozisyonunda göstereceği performans da kilit unsur olacak.

Fenerbahçe'nin son dönemde Galatasaray'a Ali Sami Yen'de üstünlük kurduğu maçlardaki karakteristik özelliği dirençli ve top ayağına geçtiğinde soğukkanlı bir şekilde ayağa pas yapan bir orta sahaya sahip olmasıydı. Galatasaray'ın tempolu başlayıp rakibi panikletmek istediği dönemde topa Galatasaray'dan daha fazla sahip olup maçın temposunu ayarlayabilirsek maç bizim lehimize gelişir.

Bunu başarabilirsek galibiyeti getirecek olan da yüksek yüzdeli hücum yapmak olacaktır. Güiza'nın Gaziantepspor'a attığı golü de gördükten sonra inşallah her vurduğumuz böyle gol olur diye dua etmekten başka yapacak birşey kalmıyor.

30 Ekim 2009 Cuma

Haldun Zırvaladı

- Forma rengine göre verilen cezalarda farklılık oluşmaktadır.
Bundan şikayetçi olacak en son kulüp olarak bu dürüstlük timsali itirafın gözlerimi yaşarttığını belirtmeliyim.

- Yenilgiye kılıf aramıyoruz. Performansımız beklentilerimizden uzaktı bunu sorguluyoruz.
Ne yapmak istediğinizi bilmek için insanüstü yetenekler gerekmiyor. Maçta yenilmekle kalmayıp iki futbolcu kaybettiniz bu kayıpları telafi etmek için Fenerbahçe'nin olabildiğince fazla ceza almasına çalışıyorsunuz. Şimdiye kadar da oldukça başarılısınız.

- Bünyamin Gezer maçı iptal etmesi gerektiğini röportajında itiraf etti.
- Bünyamin Gezer kararları verirken 50 bin kişiden etkilendi mi?
- Maçın hakemi kendisine küfür edildiği zaman küfür sayılıyor da, futbolcularımıza küfür edildiği zaman küfür sayılmıyor mu?

Maçın iptal edilmesi için gerekli şartlar oluşsaydı Bünyamin Gezer maçı seve seve iptal ederdi. Bu şartlarda Bünyamin Gezer'in maçı iptal etmesi tamamen kişisel bir karar ve büyük bir hata olurdu. Maçın oynanmasına yönelik hiçbir organize eylemin olmaması bunun için yeterli bir sebeptir. Ayrıca Bünyamin Gezer, Türk futbol tarihine "sulu derbi" olarak geçmiş, maçın seyrini doğrudan etkileyen ve maç boyunca devam eden protesto gösterileri karşısında gösterilen tutumu bir ölçü kabul etmiş de olabilir, ki iki maçı aynı kefeye koymak bile büyük bir hatadır. Zira sulu derbi normal şartlar altında dünyanın hiçbir yerinde oynatılmaz. Neticede son maçı iptal etmek federasyonun geçmişte aldığı onlarca kararla çelişen bir tavır olurdu. Benzer sekilde 2006'da Denizli deplasmanında maçın 16 dakika uzatılmasına neden olan tribün müdahalelerine rağmen kimse maçı iptal etme cesareti gösterememiştir. Bu iki olayla karşılaştırıldığında son Galatasaray maçında yaşananları maçın iptalini gerektiren olaylar olarak kabul etmek başlı başına bir infial sebebi olurdu. Bünyamin Gezer bu infialden çekinmiş olabilir. Adaletsizliğe verilecek tepkiden çekinmeyenleri günümüzde Saddam, Bush, Miloseviç gibi isimlerle çağırıyoruz.

Küfür konusunda da, hakeme edilen küfürle Arda'ya edilen küfür arasında elbette bir fark yok. Yani Arda'ya edilen küfür de küfürden sayılıyor ve bu nedenle de Fenerbahçe kulübüne gerilimi yüksek maçlardan sonra belli miktarlarda para cezasi veriliyor. Mesela Gençlerbirliği maçında Galatasaray ile ilgili yapılan küfürlü tezahüratlar da benzer şekilde cezalandırılmıştır. Ayrıca hangi maç olursa olsun süreklilik arz etmeyen küfür nedeniyle hiçbir maç iptal edilmez. Ali Sami Yen Stadı'nda ilk dakikadan son dakikaya kadar Fenerbahçe'ye ve Aziz Yıldırım'a küfür edildiği maçlarda dahi verilemeyen bir kararın maçın yüzde 1'lik bölümünü bile doldurmaya yetmeyen anlık küfürlü tepkilerin ardından alınmasını beklemek aptallık olur. Bünyamin Gezer "Böyle bir adaletsizliğe imza atarsam 50 bin kisiyi infiale sürüklerim." düşüncesiyle olması gerektiği gibi bir karar alınca bunu hakemin kararlarını kalabalıktan etkilenerek verdiğine delil olarak göstermek adalet dağıtıcıdan adaletsizlik istemekten başka bir şey değildir. Bunu cesur hakemliğin şartı olarak göstermek ise büyük bir çelişkidir.


- Maç öncesi saldırı, bilinçli taciz, küfür, hakeme yapılan saldırı var ve Arda'ya 55 bin kişi toplu halde küfür ediyor. Neden bir Fenerbahçeli yönetici çıkıp engel olmuyor.
Buradan anlaşılan Haldun Üstünel ya bilinçli taciz ve küfür ne demek bilmiyor ya da Ali Sami Yen'de maç izlememiş.

- Fenerbahçeli yöneticiler maçta ortamın daha gergin olmasını tercih ediyorlar.
Kendinizi kontrol edebildiğiniz sürece gerginligin kimseye bir zararı olmaz.

- Tüm bunlara rağmen Bünyamin Gezer'in maçı oynatması inanılır gibi değil.
Tıpkı bu açıklamalar gibi.

- Bünyamin Gezer maçı oynatarak bir miladı kaçırdı. Bu maç iptal edilebilirdi.
Bu maçın iptal edilmesi başlı başına bir skandal olurdu. Türkiye'de kaçan milatları biz ibretle izlerken bugün bir kaşık suda fırtına koparanlar sevinmekle meşgul oluyorlardı.

- Cezalardan memnun olsak bugün bu toplantıyı yapmazdık.
Alışmış kudurmuştan beterdir. Memnun olsanız şaşardık.

- Galatasaray kaptanına kimse el kaldıramaz. Bunu yapanların da sahalarda olmaması gerekir.
Milletvekili dokunulmazlığının tartışıldığı yerde rakibine saygısı olmayan bir çakma kabadayıya gerekirse elden fazlası da kaldırılır. Arda Galatasaray kaptanı olmuşsa da o bizim suçumuz değil. Arda rakibine saygı duymayı öğrendikten sonra Galatasaray kaptanına kimse saygıda kusur etmez.

- Hakemlerin daha cesur olması gerekir; özellikle büyük maçlarda.
- Yediğimiz ofsayt goller var. Bunda da hakemlerin cesur karar vermesi gerekir.

Cesur hakemler Fenerbahce'nin 2'nci dakikada buldugu golü topun çıktığını görmedikleri halde iptal etmezler. Bunu istemek için fazla aceleci davranıyorsunuz. Zira yarin Ali Sami Yen'de hakemler rakibin ince ofsaytlarına tam olarak göremedikleri için bayrak kaldırmamaya baslarsa o zaman da "hakemler sadece bizim maçlarda cesur" demeye başlarsınız. Onun icin bu aciklamayi kapalı kapılar ardında düzeltmenizi tavsiye ederiz. Şöyle ki, "cesur kararin Galatasaray'a bir getirisi varsa olabildigince cesur olsun hakemler" gibi. Ya da bırakın Adnan Polat bu işleri sizden daha iyi bilir...

Bu arada yenilgiye kılıf aramak gibi bir niyetiniz de yoktu sanırım, bir de olsaydı ne olurdu kim bilir...


- Keita'ya ceza vereceğiz.
3 mac mi? :D

- Rövanş maçında Fenerbahçe'yi çok farklı bir şekilde karşılaşayacağız.
Ali Sami Yen'de cok farkli karsilama. Kulaga urkutucu geliyor. "Sampiyon alkislanmali mi?" tartismasi ortaya atilinca su israfindan Istanbul'un barajlari kurumustu. Bakalım bu sefer ne olacak...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Tribünden Fotoğraflar (FB 3-1 Galatasaray)

Bu Filmin Sonu Yok !


10 yılı devirdik ve bir Galatasaray derbisi daha "terbiye" ile sonuçlandı. Bu sene aramıza birbirinden gergin yeni talebeler katıldı. Tecrübelilerin ise geçen senelerden ders almadıkları görüldü. "Morartmaya geliyoruz" nidalarıyla yola çıkan Galatasaraylılar'ın büyük kaptanı Arda Alemdar'ın daha maç başlamadan asıp kesmeye başlaması maçın beklediğimizden kolay geçeceğinin habercisiydi. Yıllardır derbilerde sakin olmanın sonuç getirdiğini öğrenemeyen sarı kırmızılılar maça başlamadan sınıfta kaldılar. Maçın rahat geçeceğinin diğer habercisi de şüphesiz önceki dönemde derbi kazanma geleneğini Fenerbahçe'ye kazandıran en önemli isimlerden biri olan teknik direktörümüz Daum'un kadro tercihiydi. (Volkan, Gökhan-Lugano-Bilica-Carlos, Mehmet-Cristian-Emre-Vederson, Alex-Kazım) Hafta içinde Steaua karşısında denediği ve rakibi kendi sahasında deplasman takımı hüviyetine sokan dirençli orta saha anlayışına Alex'i ekleyerek çıkarttığı takımın ortaya koyduğu mücadele Galatasaraylılar'ı çaresiz bıraktı, özellikle de sisteminden taviz vermemekte direnen Rijkaard'ı.

Anahtar: Güçlü Orta Saha

Daum'un güçlü orta sahayla derbi kazanma geleneği Appiah-Aurelio-Deniz-Tuncay dörtlüsüyle son yılında yakaladığı seriye dayanıyor. Ali Sami Yen'de mahalle takımlarına sahayı dar eden uzay takımı Galatasaray'ın Fenerbahçemiz karşısında maymuna dönmesinin altında da bu yatıyordu. Mehmet-Cristian-Emre-Vederson dörtlüsünden başlayan pres Galatasaray'ın iki kişilik orta sahası ve Elano'yu sahadan silerken Keita ve Arda'yı çizgiye hapsetti. Gökhan ve Carlos'un katkılarıyla bunalan rakip kanat oyuncuları çareyi yerlerini değiştirmekte aradılar ama o da bir sonuç getirmedi. Galatasaray'ın tek umudu Fenerbahçeli futbolcuların yorulup oyundan düşmeleriydi ama o da olmayınca Kadıköy'de seri bozmak başka bahara kaldı.

Rakibin en etkili ayaklarını takım halinde müthiş bir yardımlaşma örneği göstererek kilitleyen Fenerbahçe'miz maçın ilk dakikasından itibaren Galatasaray kalesini yoklamaya başladı. Henüz ikinci dakikada Vederson'un top çizgiyi tamamen terketmeden çıkardığı topu Lugano ağlara gönderdi ancak yardımcı hakem özellikle bulunduğu pozisyondan gayet net bir şekilde gözüken nizami golü vermeye belki de henüz ikinci dakikada olduğu için cesaret edemedi. Yine de Fenerbahçemiz'in golü fazla gecikmedi. Alex, Vederson'un ortasında golü buldu ve takımını öne geçirdi. Fenerbahçemiz'in öne geçmesi aslında maçın gidişatına bakılırsa Galatasaray'ın isteyeceği en son şeydi. Bu dakikadan sonra Fenerbahçe presini daha temkinli bir şekilde sürdürdü. İleride Kazım savunmayla boğuşurken ve arkasından gelen Alex paslarıyla ani gelişen Fenerbahçe hücumlarını olgunlaştıran kişi oldu. Devre biterken, özellikle de Alex'in kaçırdığı gol ve Lugano'nun direkten dönen kafasının ardından yaşanan tek endişe geçtiğimiz haftalarda dakikalar ilerledikçe temposu düşen Fenerbahçe'nin bu kadar efor sarf ettikten sonra yorulup yorulmayacağıydı. Zira Fenerbahçe'nin bulduğu pozisyonların büyük çoğunluğu bu presin sonucunda kapılan toplarla gelmişti. Takımın yorulması hem savunmada hem hücumda aksaklıklara yol açabilirdi.

'Kader'lerine Boyun Eğdiler

Fenerbahçe ikinci yarıya da hızlı bir giriş yaptı. Önce Mehmet'in Servet'ten kaptığı topla girdiğimiz pozisyonda Kazım kontrolsüz güç gösterisi yaparak topu Mecidiyeköy'e göndermeye çalıştı. Ardından Alex kalecinin kısa düşen topuyla hareketlendi, penaltı yaptırdı ve kendi kullandığı penaltıyı gole çevirerek farkı ikiye çıkardı. Bu dakikaya kadar Fenerbahçe kalesini rahatsız dahi edemeyen Galatasaray 4 dakika sonra kornerden gelen topu karambolde gole çevirince maça tekrar heyecan geldi. Ancak bu heyecan Fenerbahçe'nin yorulmak bilmeyen futbolcularının da etkisiyle Galatasaray'ın beklentiler altında ezilen yıldızı Keita'yı akılsızca bir hareket yapmaya sevk etti. Roberto Carlos'un yaptığı bir faule haddinden fazla sinirlenen Keita, kendi 'Kader'ini kendi belirledi, attığı yumruğun neticesinde kırmızı kart görerek son dakikalarda yorulma ihtimali olan Fenerbahçe karşısında atılacak tek kurşunu da heba etmiş oldu.

Fenerbahçe'de son vuruşlarda etkili olamasa da rakip savunmayı çok rahatsız eden Kazım'ın yerine oyuna giren Güiza zayıflayan Galatasaray savunması arasından girdiği iki gol pozisyondan birini uzatma dakikalarında gole çevirerek Galatasaray'ın ipini çekti.

Fenerbahçemiz Kadıköy'deki galibiyet serisini 10 yıla taşırken bu süreçteki ilk 3 gollü galibiyetini alıp önemli bir eksiği tamamlamış oldu. :) Galatasaray cephesinde ise hayal kırıklığı ve hüzün hakimdi. Tarihlerinin en görkemli kadrolarından birini kurup, başına birkaç yıl önce Barcelona'yla Avrupa Şampiyonluğu yaşamış Frank Rijkaard'ı getirdikten sonra bir anda Kadıköy'ün yazılı olmayan kurallarını değiştirebileceğini sanan Galatasaraylılar kös kös evlerinin yolunu tuttular. Fenerbahçe'nin karşısına "biz kendi oyunumuzu oynarız, rakip umrumuzda değil" havalarında çıkan Rijkaard'ın ilk ciddi sınavında çuvallaması da kafaları karıştırıyor. Elindeki zengin kadroya rağmen saha içerisinde hiçbir alternatifi olmayan, Barcelona'dan başka hiçbir takımın oynayamadığı kafasındaki yegane sistemi üstelik Sabri, Mustafa Sarp, Gökhan Zan gibi futbolcularla inadına oynatmaya çalışan, 90 dakika sahada varlık gösteremeyen takımına müdahalesi sahadaki oyuncuları daha zinde olanlarıyla değiştirmekten öteye gitmeyen Hollandalı'nın Türkiye'deki çalışma hayatı fazla sürecek gibi gözükmüyor. Üstelik Galatasaray gibi Fenerbahçe'ye üstünlük kuramadığı için tek şansı Avrupa olan bir takımda bu inat daha pahalıya patlayabilir. Biz Avrupa'yı bildiğimiz için söylüyoruz, affetmezler. Rijkaard sisteminden taviz vermeden yoluna devam eder, ona tarihin en değerli kadrolarından birini teslim edenler de Rijkaard ismini gözlerinde büyütüp onu orada tutma basiretsizliğini gösterirlerse bu seri daha nice 10 yıllara taşınır, Türkiye'de Fenerbahçe'ye karşı 'diğer'leriyle alışılagelmiş ittifakını kurmaktan başka çaresi kalmayacak olan Galatasaray camiası, Avrupa'da da 10 yıl öncesinin masallarını DVD'den takip etmeye devam eder.

25 Ekim 2009 Pazar

Dua edin, fark atalım !


Son 9 senenin istatistiklerine göre Kadıköy'deki lig maçlarında farka gittiğimiz yıllarda hiç şampiyon olamamışız.

Tek farklı galibiyet sadece bir kez şampiyonluk getirmemiş, o da Lorant zamanında Galatasaray'ın 4 kırmızı kart görüp fark nedeniyle değil de çaresizlikten pes ettiği maç, yani bu maç başlı başına bir istisna.

Bunun dışında 9 yılda kazandığımız 4 şampiyonlukta hep tek farklı Galatasaray galibiyetleri var. 2000-01 (2-1), 2003-04 (2-1), 2004-05 (1-0), 2006-07 (2-1).

2002-03'te 6-0, 2005-06'da 4-0 ve 2007-08'de 2-0, 2008-09'de 4-1; bu farklı galibiyetlerin ortak özelliği de rahat geçen maç sonları ve sene sonunda hüsran. Sanki sene sonundaki sevinme hakkımızı bu maçların sonunda tüketmişiz.

Galatasaraylılar'ın mutlu son için ne yapmaları gerektiği zaten başlıkta yazıyor. :) Biz de işi abartmadan "Tek fark olsun bizim olsun" diyoruz...

4 Ekim 2009 Pazar

Hesabını soracağız !



10'uncu haftadaki Galatasaray maçına 2 hafta kala ilk gördükleri sarı-lacivertlilere vereceklerini (3 puanı vermek) bilemedik!

İhanete uğradık, Şükrü Saracoğlu'nda hesabını soracağız.

1 Mayıs 2009 Cuma

9 Nisan 2009 Perşembe

Metrobüsle Geliyoruz!


Bitmez tükenmez aşkimiz
Kalbimizde yaşıyoruz
Bekle bizi .... cimbom
Metrobüsle geliyoruz

22 Ocak 2009 Perşembe

Ecelli Rekabet


Yeni nesil bilgisayar hastası. Evdeyken misafir çocukların en büyük heyecanı evin bilgisayarının başına geçip oyun oynamak olurdu. Keyfiniz yerinde ise, zamanınız da varsa onlarla ilgilenmek gayet eğlencelidir. Bazen oyunu sevip oynamaya devam etmelerini istersiniz. Bu vesileyle yol yordam gösterir, işini kolaylaştırırsınız. Bir de ters zamanda gelip işi gücü bölenler olur, bir an önce sıkılıp gitsinler diye karşısına geçip dümdüz eder, oyunda hiç şansı olmadığını gösterirsiniz. Çocuk bozulur gider. :)

Aktüel'in son sayısında Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki rekabetin bir parçası olmayı başaramayan ragbi ile ilgili bir haber yapıldı.

Son rugby maçı, 18 Mayıs 1947'de Kadıköy'deki Fenerbahçe-Beşiktaş futbol maçı öncesinde, 18 bin seyirci önünde Fenerbahçe ile Galatasaray rugby takımları arasında oynandı. Rugby derbisinin galibi, Galatasaray'ı 12-0 yenmeyi başaran Fenerbahçe'ydi. Ve bu ağır skor, Türkiye'de rugby'nin kaderini değiştirdi! 12-0'lık yenilgiyi hazmedemeyen Galatasaray kendi rugby takımını dağıtınca, diğer kulüpler de sırasıyla rugby şubelerini kapattı.

Aklım ister istemez bir de futboldaki rekabetin tarihine gitti. Yazanlar şöyle başlamışlar anlatmaya: "17 Ocak 1909 tarihinde ''Papazın Çayırı'' olarak adlandırılan yerde yapılan ilk maçı 2-0 kazanan Galatasaray, ezeli rakibinden ilk 7 maçta gol bile yemedi."

1909'da futbol aşkıyla 100 yıllık rekabete yelken açmış olsa da, 1947'de ters tarafından kalkıp ragbideki rekabetin köküne kibrit suyu döken Fenerbahçe'yi kınıyorum. :)

Blog Widget by LinkWithin