29 Haziran 2009 Pazartesi

Güiza'nın Son Haşırtması

video

Zenit'in teklifini biraz daha arttırması gerekecek sanırım...

22 Haziran 2009 Pazartesi

Oguchi Onyewu Iddiasi


Skysports kaynakli habere gore Amerikan milli takiminin stoperlerinden Oguchi Onyewu Fenerbahce'ye transfer oldu. Dogrulugunu zaman gosterecek. Varsa boyle bir ihtimal resmen aciklanmasi icin ABD'nin Konfederasyon Kupasi'ndan elenmesi beklenebilir.

Bu transferin bir anlami da Lugano'ya kapilarin tamamen kapanmasi olur.

Nijerya asilli ABD vatandasi Onyewu 27 yasinda ve oyuncunun sozlesmesi bu yaz sona eriyordu.

20 Haziran 2009 Cumartesi

Potada Sezonun Ardından


Basketbolda bir sezon daha geride kaldı. Efes Pilsen karşısında 2-0 öne geçtikten sonra kaybettiğimiz seri bizleri derinden üzdü. Ama artık önümüze bakma zamanı. Son iki sezonda rakiplerimizi süpürerek aldığımız şampiyonlukların ardından Efes'in son bir atakla Ergin Ataman'a yönelmesiyle yeni bir rekabet doğdu. Başına geçtiği takımların kalitesini transferlerle yükselten Ergin Ataman geçtiğimiz yıllarda oyun kuruculuğunu Can Akın, Mustafa Abi veya uyum problemi yaşayan Amerikalılar'ın yaptığı Efes'e ister istemez seviye atlattı. Kerem Tunçeri, Ender Arslan ve hatta finallerde şans bulamayan Engin Atsür ve Milos Vujanic ile güçlü bir oyun kurucu rotasyonu kuran Ergin Ataman; Mario Kasun ile pota altına sınıf atlattı. Charles Smith ve Shumpert gibi iki etkili şutör ve finalin kilit oyuncusu Sinan Güler'in de katkılarıyla Efes Pilsen komple bir takım halini aldı. Bütün bu revizyona bakınca Türkiye'de basketbolun gelişimi için yatırım yaptığı sanılan Efes Pilsen'in finallerde 2-0 geriye düştükten sonra Federasyonu şube kapatmakla tehdit etmesine anlam verebiliyorum. Çünkü hiçbir ticari kurum bu revizyonları her sene yapmaya tahammül edemez.

Efes Pilsen geçen sezon kadrosunda bulunan Kerem Gönlüm ve Ender Arslan'ın dışında bütün oyuncularını gönderip yaptığı 10 transfer ve Ergin Ataman hamlesiyle son kurşununu atmıştı. Seride 2-0 geriye düşüldükten sonra işi çirkinleştirip ibreyi tersine çevirmeyi denediler. Neticede hayatta kalmayı başardılar. Bu yönetim tarzıyla Efes Pilsen'in altyapısıyla ayakta kalan lokomotif takım olarak tanımlanması zorlama bir ifadeden öteye geçmez. Aydın Örs takımdan ayrıldıktan sonra Efes Pilsen'in bir spor kulübünden bir ticarethaneye dönüştüğünü kabul etmek gerekir. Kaybedilen her şampiyonluktan sonra transfere bel bağlanması kulübü kuyunun dibine getirdi. Bu durum Efes Pilsen'in dillere pelesenk olmuş lokomotifliğinin de tekel olmasından kaynaklandığını gösteriyor. Taht sallanınca en kolay yol olan transfere başvuruldu. Neticede bir müessesenin sürekli kaybettiği bir alanda yaşaması mümkün değildir. Eğer Efes Pilsen basketbola yatırımlarında samimi olsaydı bunun bahsi bile açılmazdı.

Efes Pilsen'i bir kenara bırakıp kendi takımımıza bakacak olursak en önemli sorunumuzun 2 numaralı pozisyonda yaşanan istikrarsızlık olduğu gözüküyor. Bu pozisyonda 3 yıldır düzenli bir şekilde görev yapan Ömer Onan son iki şampiyonlukta savunmasıyla finallerin yıldızı olsa da genelde savunmasıyla rakibin en önemli oyuncusunu saf dışı bırakarak "yardımcı oyuncu" hüviyetinde bunu başarıyordu. 2007'de 2 numaralı pozisyonun hücum silahı İbrahim Kutluay, 2008'de ise Tarence Kinsey olmuştu. Bu sezon ise Ömer hem durduran hem vuran olmak zorunda kalınca aksaklıklar yaşandı. 35 yaşına basan ve geçen sezonun yarısında Yunanistan'a gittikten sonra geri dönmesine izin verilmeyen İbrahim Kutluay'ın yerine sezon başında Utah Jazz'dan Gordan Giricek transfer edilmişti. Koç Bogdan Tanjevic Gordan Giricek'in sakatlığı nedeniyle ligde sadece 15 maç oynayacağını bilse İbrahim'i bir sezon daha kadroda tutmak isteyebilirdi. Neticede dış atışlarda 38 yaşındaki Mrsic'in eline bakıyor olmamız bile bu bölgede takviyeye ihtiyaç duyduğumuzun apaçık göstergesi.

Bir başka sıkıntımız olan oyun kurucu pozisyonunda Solomon'un gelmesiyle bu sorunu büyük ölçüde aştık. Emir'in yardımıyla işi götürmeye çalışan Green, Solomon'un gelişiyle daha rahat oynamaya başlarken, Damir de tamamen 2 numaraya kayarak Gordan Giricek'in yokluğunu hissettirmemeye çalıştı. Her ne kadar Solomon'un top kayıplarıyla başımıza işler açtığı söylense de herhangi bir oyun kurucu transferi olmadan Efes Pilsen karşısında hücumda kilitlenmeye çok müsait bir yapımız var. Eğer bir transfer söz konusu olacaksa da Solomon'dan daha az uyum sorunu çekecek oyuncu bulamazdık. Bu konuda teknik ve idari yönetim ellerinden geleni yapmıştır. Ancak 2 numaralı pozisyonun bir numaralı ismi olacak oyuncunun yokluğu hücumlarda tıkanmalara ve aksamalara sebep olmuştur. Bu zaafımızı iyi değerlendiren Efes Pilsen de 3 yıl aranın ardından bir şekilde şampiyonluğa ulaşmıştır.

Son olarak da Fenerbahçemiz'in kendi taraftarı önünde oynadığı bütün maçları kaybetmesinin ne anlama geldiğini düşünmekte fayda var. Burada bence iki unsur göze çarpıyor. Birincisi takımımızın yarısı 1986 ve sonrasında doğmuş genç oyunculardan kurulu. Preldzic, Vidmar, Oğuz, Ömer, Semih, hatta Serhat ve Enes. Bu oyuncular maalesef 12 bin kişilik Abdi İpekçi'de sezonun büyük bölümünü boş tribünler önünde oynuyorlar. Fenerbahçe gibi büyük bir camianın oyuncularının kendi taraftarı önünde daha başarısız olmasının bana göre tek açıklaması o salona düzenli bir şekilde giden 5 bin Fenerbahçe taraftarının olmamasıdır. Maalesef Abdi İpekçi ya şampiyonluk kutlamak için ya da bıçak kemiğe dayanınca doluyor. İlk durumda tribünlerdeki rehavet, ikincisinde de gerginlik oyuncuları zorluyor. Genç bir kadroya sahibiz ve alttan Enes Kanter gibi yeni gençler de geliyor. Bu gençlerin kalabalık tribünler önünde oynamayı derbi maçlarda veya Partizan, Aris gibi deplasmanlarda çuvallayarak değil, kendi taraftarı önünde daha fazla oynayarak hatalar yaparak öğrenmesi gerekiyor.

Neticede Fenerbahçemiz basketbolda Efes Pilsen'in büyük yatırımlarla kurulmuş hırslı kadrosuna şampiyonluğu kaptırdı. Bu sezondan çıkarılacak çok önemli dersler var. Öncelikle bozgunculuk yapmadan, Efes'in sağlıksız yapısını örnek almadan sakin kafayla düşünerek kararlar verilmelidir.

Transferde bu sezon verim alamadığımız Gordan Giricek'in eksikliği mutlaka göz önünde bulundurulacaktır. Shumpert, Charles Smith gibi oyuncuları varken Efes Pilsen'in Avrupa'nın en değerli şutörlerinden Rakocevic'i getirmesi önümüzdeki yıl için güzel bir motivasyon kaynağı olabilir. Fenerbahçe'nin sporcu yetiştirdiği kadar yarışmacı bir takım olduğunu bilen Tanjevic'in yönetiminde gerekli takviyelerle hem Türkiye hem de Avrupa'da çok daha başarılı olacağımıza inanıyorum. Efes Pilsen'e kaybettik diye ortalığı yakıp yıkmanın anlamı da yok. Hırslarını çirkinliğe ve çirkefliğe dönüştürüp hakemleri baskı altına alarak serinin seyrini tamamen değiştirdikleri için ve rakibinin hakkını vermemekte direnen Fenerbahçe düşmanı teknik adamları nedeniyle Fenerbahçe taraftarının nefretini kazanan bir rakip var karşımızda. Ama paraya kıyıp sadece Türkiye'de değil Avrupa'da başarılı olabilecek bir takım kurduklarını da kabul etmek gerekir. Biz de kendi imkanlarımızı, altyapımızı ve istikrarlı bir şekilde gelişme gösteren takımımızı kullanarak Avrupa'da paraları saçan Efes Pilsen gibileriyle mücadele etmeye çalışacağız. Bin adet sabit seyirci bulamayan ve taraftar kaynaklı basketbol geliri olmayan bir branşta dönüşü olmayan harcamalarla kalıcı başarılar elde etmek imkansız. Bu nedenle hem taraftarımız takımlarına sahip çıkmalı, yönetimimiz de basketboldaki teknik politikasını kararlılıkla sürdürüp basketbolu takip edecek sabit bir taraftar kitlesi oluşturmaya kafa yormalıdır.

19 Haziran 2009 Cuma

Holigan Ruh


Efes Pilsen şampiyonluğa ulaştı. Ergin Ataman'ın ise saçmalıkları bitmek bilmiyor. Başlarda yapmacık bir sinir harbi oluşturup avantaj elde etmeye çalışıyor sanıyordum ama korkarım ağzından çıkan palavralara kendi de inanıyor. Seri başladığından beri yaptığı açıklamalarla sahaya dalanlardan hiçbir farkı olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi. Holiganlar birbirlerine girerken suç Fenerbahçe camiasına kalıyor. Ben de şaşkınlıkla izliyorum.

Ergin Ataman'ın ağzından çıkan son bomba "Yenilenler Hazmetsinler" lafı oldu. İlk iki maç sonrasında sırasıyla hakemlerin Tanjevic'in takımını kayırdığını ve Fenerbahçe'nin şansa kazandığını ifade eden Ergin Ataman bu lafı tam anlamıyla hakeden kişiydi. Çamur attığı Fenerbahçe kanadı ve meslektaşı Tanjevic'in ağzından bu mealde birşey alan varsa beri gelsin. Ama kaderin cilvesine bakın bu açıklamalardan sonra ibre, kritik düdükler, artniyetli hakemler ve artan gerginlikle beraber Efes Pilsen'e döndü. Neticede, bu nasıl bir sınavdır ki, "Yenilenler Hazmetsinler" lafı serinin sonunda Ergin Ataman tarafından Fenerbahçe camiasına yöneltildi. Sabır...

Şampiyonluk kupasını kaldıracak bir koçun şampiyonluğa ulaşmışken Fenerbahçe'nin önümüzdeki sezon nasıl cezalandırılması gerektiğiyle ilgili nutuk atması bile onun ruh halini özetlemeye yeter. Ama kabul etmek gerekir ki yapmacık bir tavrı yok, kendisi salonlarda yeri olmayan tam bir holigan.

Son olarak biraz empati yapmak isteyen diğer takım taraftarları için seri 2-2'de eşitlenmişken senaryoyu tersine işletsek. Fenerbahçe zorlama bir centilmenlik dışı faulle ikinci defa son hücumda maç kazanıp Abdi İpekçi'de de kupayı kaldırıyor. Gerisini getirmeye gönüllü varsa memnun olurum.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Soytarı


Serinin ilk maçında hakemlerin Tanjevic'in korkusundan düdük çalamadığını iddia eden, ikinci maçta son saniyede Mrsic'in attığı basketle maçı kaybedince "Fenerbahçe şansıyla kazandı." diyerek rakibine hakkını teslim etmemekte direnen, aşağılamayı sürdüren sportmenlikten nasibini almamış Ergin Ataman'ın seride durum 3-2 Efes lehine döndüğünde yaptığı "aklıselim" açıklamalar takdire şayan.

Birkaç bireysel hatanın üstüne hakemlerin kritik düdükleriyle uzatmalarda kazanılan serinin üçüncü maçı "Ancak Efes 15 sayı geriden 15 bin kişi önünde maç kazanabilir" ifadeleriyle özetleniyor ve son maçta bitime 13 saniye kala verilen fiyasko karardan sonra "Hakemler çaldığına göre demek doğru. Son bölümlerde şans bize güldü. Beraberlikle girmişken böyle bir durum oluştu ve de kazandık. Çarşamba günü olaysız bir maç olmasını diliyorum. En başından beri söylediğim gibi hakeden taraf şampiyon olsun." ifadeleriyle utanmazın teki olduğunu gösterdi. Hakemler çaldığına göre doğruymuş, Tanjevic'in uşağı hakemler bir anda adalet timsali olmuşlar... Fenerbahçe son hücumda maç kazanınca şans, Efes Pilsen son hücumda sportmenlik dışı faulden 6 sayı kazanıp maçı kazanınca "öyle bir durum oluştu".

Devam ediyor; altı üstü spor yapıyormuşuz da, başından beri hakedenin şampiyon olmasını istiyormuş. En başından beri zır zır ağlamaktan başka yaptığın birşey yok. Rakibinin hakkını teslim etmek için de şampiyon olmayı bekleme, inşallah bundan sonra da ağlamaya devam edeceksin...

13 Haziran 2009 Cumartesi

Mehmet'i aldık, topuzu da bize kalmasın...

Yıldırım Demirören topuzu aldı...Mehmet Topuz transferi Aziz Yıldırım'ın masaya yumruğu vurmasıyla sonuçlandı diyebiliriz. Özellikle Topuz'un Fenerbahçe maçlarındaki antipatik hareketleri nedeniyle bu transfere aylar öncesinden karşı çıkan Fenerbahçeliler olduğu gibi Türk futbolcular arasında sivrilmiş bir isim olmasından dolayı onu Fenerbahçe formasıyla görmek isteyenler de oldukça fazlaydı.

Mehmet Topuz "Ben Beşiktaşlıyım, Fenerbahçe'de de oynamam" dediği gün birçok kişi gibi benim için de transferin boyutu tamamen değişti. Bu transfer bir futbolcuyu kadroya katmaktan öte Türkiye'de futbolu kuralıyla oynayanların atacakları gol veya takacakları kapak meselesi haline geldi.

Daha birkaç ay önce benzer bir yöntemle şampiyonluğun mimarlarından "Fenerbahçeli" Yusuf Şimşek'i Trabzonspor'un elinden kapıp "doğuştan Beşiktaşlı" olarak kamuoyuna tanıtan Beşiktaş bu defa sert kayaya çarptı. Mehmet Topuz şu veya bu sebeple insani kalitesini, profesyonelliğini yerle bir etme pahasına bazı popülist açıklamalar yapmış olsa da Fenerbahçe'den başkasına yar olmadı. Oyunu kuralına göre oynayan Mehmet Topuz'u transfer etti. Yıldırım Demirören, sözde menajer Metin Korkmaz ve Mehmet Topuz ise ağızlarından çıkan lafları yemekle meşguller.

Talimatlar diyor ki, önce futbolcunun kulübüyle anlaşılıp oyuncuyla görüşmek için izin alınır, ardından futbolcuyla görüşülüp anlaşılır. Devre arasında Trabzonspor bu tavrı "etik olmayan davranış" olarak tanımlayıp bir kınama mesajıyla aradan çekilince Beşiktaş da amacına ulaşmış oldu. Halbuki bu davranış suç, talimatlara aykırı. Fenerbahçe de Mehmet Topuz o lafları sarfettikten sonra transferden vazgeçebilirdi. Ama geri adım atınca da ne kendini akıllı sanan "eziklerin" kural tanımazlığı gündeme geliyor ne de sizin elinize geçen birşey oluyor.

Mehmet Topuz transferinin futbol anlamında bize ne vereceğini hiç merak etmiyorum. Beklentim tüm Avrupa'da ceza verilen bu şark kurnazlığının, UEFA'ya bağlı bir federasyon tarafından da benzer şekilde değerlendirilmesi. Beşiktaş kulübü kimseden saklamadığı bu girişiminden dolayı, menajer Korkmaz ise Kayserispor ile anlaşılmadan futbolcu adına Beşiktaş ile anlaştığı için cezalandırılmalıdır. Aziz Yıldırım'ın bu riskli ama sağlam duruşu Türk futbolu için ancak bu şekilde ödüllendirilip kazanca dönüştürülebilir. Aksi halde Türk futbolunda değişen hiçbir şey olmaz. Futbolcular kurallara uymaya çalışan başkanların "Beni neden arıyorsun, kulübünle anlaşıp seni alacağız." sözlerini samimiyetsizlik olarak algılar; bazı parazitler açık açık futbolcuyu ayartıp üstüne oyunu kuralına göre oynayanlara ezik yakıştırması yapar; kulüpler de ihtiyaç duydukları futbolcudan bu parazitler yüzünden vazgeçip hem masada hem sahada kaybederler.

Sonuç olarak, popüler deyimiyle Mehmet'i aldık ama "topuz"u başka birilerinin alması gerekiyor. Aziz Yıldırım bu riski bir futbolcu için almadı, camia da bir futbolcu yüzünden çalkalanmamalı. Başarısızlık halinde olası bir muhalefet söylemi haline geleceğinden emin olsam da camia olarak Aziz Yıldırım'ın bu transferle ilgili yaklaşımına destek verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak bizim dışımızda federasyonun da sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor. Neticede bizim kapak takmaktan başka yaptırımımız yok. Kurallara uyanları taçlandırıp maganda başkan ve holigan menajerleri "topuz"landıracak iradeyi Türkiye Futbol Federasyonu'ndan beklemek en doğal hakkımız...

8 Haziran 2009 Pazartesi

O olmadan asla...


Fenerbahçe'de yıllardır eksikliği en çok hissedilen oyuncu Alex olmuştur. O sahada olmayınca takımın üretkenliği azalır, duran toplarda daha az heyecanlanır, daha çabuk tükeniriz.

Bu sene eksikliği hissedilen futbolcular listesinde Alex'in yanına bir kişi daha eklendi. Emre Belözoğlu. Askerlik görevi nedeniyle hazırlık kampına katılamayan ardından sakatlıklar nedeniyle düzenli olarak ancak ilk yarının sonlarına doğru oynamaya başlayan Emre ikinci yarıda takımın en istikrarlı oyuncularından biri oldu. İlk yarıda sadece üç maçta 90 dakika forma giyebildi, 6 maçta ise hiç dakika alamadı. İlk yarıda maç başına 42 dakika olan ortalamasını ikinci yarıda 70 dakikaya çıkartan Emre Fenerbahçe'nin orta sahasının vazgeçilmezi oldu.

İkinci yarıda Kayseri deplasmanında el hareketi nedeniyle Ligtv tarafından ceza aldığı için sezonun en kritik puan kayıplarından birinin yaşandığı içerideki Kocaelispor maçında sahada yoktu. Dakikalar ilerledikçe orta sahası çöken takımımız 85'te yediği golle şampiyonluk yolunda büyük yara almıştı.

Ertesi hafta Bursaspor maçında tekrar sahadaydı Emre. Kabzımalın dolduruşuyla artık tribünlerin sebepsiz yere ıslıkladığı bir futbolcu haline gelen Emre Bursa'da maç boyunca yuhalandı. Ozan denen adamın dövüş sanatına maruz kalmasına rağmen sarı kart görerek hem o maçta etkisiz hale getirildi, hem de ertesi hafta cezalı duruma düştü. Bursaspor karşısında yine maçın sonlarına doğru takım olarak düşen fizik gücümüzün yanında Emre'nin etkisizleştirilmesiyle son 5 dakikada iki gol yiyerek iki haftada 5 puan kaybetmiş ve birçoklarına göre lige havlu atmıştık. Neyse ki onsuz çıktığımız Eskişehirspor maçını 2-1 kazandık.

Özetlersek Emre ligin ikinci yarısında iki maçta cezası nedeniyle, Ankaragücü'ne evimizde 2-1 kaybettiğimiz maçta da sakatlığı nedeniyle forma giyemedi. Onun sahada olmadığı 3 iç saha maçında 1 galibiyet, 1 beraberlik, 1 yenilgi aldık. İlk yarıda da Kayserispor'un 4-1 kazandığı maçta Emre'nin sakatlanıp oyundan alındıktan sonra 1-0 önde olan Kayserispor'un maçı farka götürmesi Emre'nin önemini gösteriyor. Bu açıdan bakılınca bu sezon iç sahada kaybedilen 12 puanın 8'inde Emre'nin eksikliği başrol oynuyor.

Bunların yanında skora etki etmeyen ancak Emre'nin çıkışıyla takımın performansının ciddi anlamda düştüğü ve güçlükle kazanılan puanlar da Emre Belözoğlu'nun mevcut kadro içindeki vazgeçilmezliğini gösteriyor. Sondan geriye doğru gidersek 4-2'lik Konyaspor maçında Emre oyundan çıkarken maçın skoru 4-0, İnönü'deki 2-1'lik Beşiktaş maçında Emre oyundan çıkarken durum 2-0, 2-0 biten Kayserispor deplasmanında Emre oyundan alındıktan sonra tamamen Kayseri ataklarını karşılamakla uğraşıyoruz, 2-1 tamamlanan deplasmandaki Konyaspor maçı da benzer şekilde kalan dakikalarda zaman geçirmeye çalışıyoruz. Bunların dışında sonradan oyuna girdiği 3 karşılaşmanın (Galatasaray, Ankaraspor, Denizli(D)) ikisinde o dakikadan sonra beraberliği bozup galibiyet elde ediyoruz ve neticede üçünü de kazanıyoruz.

Aşağıda Emre'nin yokluğunun sonuca doğrudan etki ettiği maçların bir listesini var.

3. Hafta: Hacettepe 2-1 Fenerbahçe (Emre Yok)
5. Hafta: Sivasspor 2-1 Fenerbahçe (Emre 46'da oyundan alınırken skor Sivasspor 0-1 Fenerbahçe)
6. Hafta: Fenerbahçe 1-4 Kayserispor (Emre 41'de oyundan alınırken skor Fenerbahçe 0-1 Kayserispor)
9. Hafta: Eskişehirspor 2-2 Fenerbahçe (Emre Yok)
14. Hafta: Denizlispor 0-1 Fenerbahçe (Emre 58'de oyuna girip attığı golle takımını galibiyete taşıyor.)
24. Hafta: Fenerbahçe 1-1 Kocaelispor (Emre Yok)
29. Hafta: Fenerbahçe 1-2 Ankaragücü (Emre Yok)

Bu maçlara Emre'nin düzenli olarak 90'ar dakika forma giydiği dönemlerin Fenerbahçe'nin sezon içindeki en parlak dönemleri olduğunu eklersek Emre'nin geride kalan başarısız sezonda Fenerbahçe'nin en önemli parçası olduğunu görüyoruz. Umarım Emre önümüzdeki sezonlarda daha başarılı ve alternatifli bir kadroda kupalar kaldırma başarısı gösterir; hem Fenerbahçe, hem de Emre kazanır.

Tam bir futbolsever...


O biir Beşiktaşlı, o biir Kayserisporlu, o biiir Galatasaraylı, o biir Fenerbahçeli, o bir ki üç Mehmet Topuz geliyor!!!
Blog Widget by LinkWithin