Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2011 Pazartesi

FB-GS Final Serisinin Getirdikleri

3 ana branşta elde edilen 5 şampiyonlukla 2010-11 sezonu yıllardır yapılan "Spor Kulübü" vurgusunun en belirgin imzası oldu. Son yıllarda futbolda yaşanan inişli, çıkışlı ve travmalı sezonlar nedeniyle diğer branşlardaki başarılar amatör branşlara gönül verenler ve yönetimin dışında çok da fazla ses getirmiyor, tabiri caizse güme gidiyordu. Cuma günü tamamlanan Fenerbahçe Ülker - Galatasaray Cafe Crown serisinin sezonun 5'inci şampiyonluk kupasını getirmesi dışında hem Türk Sporu'ndaki rekabet anlayışı hem de Fenerbahçe için çok önemli katkıları olacağını düşünüyor, daha doğrusu umuyorum.

Olaya Fenerbahçe cephesinden bakacak olursak son yıllarda müessese takımlarıyla yapılan final müsabakalarına gösterilen ilgi sınırlı oluyordu. Son 5 sezonda Efes Pilsen ve Türk Telekom ile final serilerine çıktık. Galatasaray serisi 100'üncü yıldan sonra azalmaya yüz tutan heyecanı arttıran bir eşleşme oldu. Çoğu kez futbol taraftarının salonlara gelmesine neden olduğu için bu tarz eşleşmeler dezavantajlar getirse de, rekabetin önümüzdeki yıllarda devam etmesi halinde kemik basketbol taraftarında bir artış beklenebilir.

Olaya diğer pencereden bakacak olursak Fenerbahçe'nin "Spor Kulübü" kavramına yaptığı vurgu diğer kulüplerde de ses getirmeye başladı. Halen Fenerbahçe'yi Ülkerspor ile karıştırmakta inat etseler de Galatasaraylı taraftarların basketbolda da Galatasaraylı olması onlar açısından bir gurur kaynağı olmalı. Bizler de karşımızda farklı renklerin Fenerbahçe düşmanlığı çatısı altında bir araya gelmesinden ziyade kendi takımlarını destekleyen ezeli rakiplere karşı kupalar kaldırmayı tercih ederiz. En azından rakibimizin rengi belli olur.

14 Ocak 2011 Cuma

Dünyanın en büyük Amatör Spor Kulübü

Geçen sene Fenerbahçe Acıbadem (FBA) Bayan Voleybol Takımımızın Avrupa ikincisi olmasının ardından, bu sezon başında da FBA kendisine tanınan Wild Card hakkını iyi değerlendirdi ve Dünya Kulüplerarası Voleybol Şampiyonası'ndan Altın Madalya ile dönerek Dünya Şampiyonu oldu.

Bugün aldığımız haber, Mart ayında yapılacak Avrupa Bayan Voleybol Final Four'una FBA'nın ev sahipliği yapacağı için doğrudan finallere katılacağı yönünde.

Erkek Voleybol'da dikiş tutturamamanın dışında, Erkek ve Bayan Basketbol Takımlarımız da Avrupa'nın en üst kupalarındaki yolculuklarına Avrupa'nın en büyüğü olma, yani Final Four hedefleriyle devam ediyorlar.


Amatör şubelerde son senelerde gösterilen bu çıkışa karşın, Fenerbahçe taraftarının pek mutlu olduğu söylenemez. Çünkü; cefakar taraftarın, Fenerbahçe taraftarı olmaları futbola ve Fenerbahçe futbol takımına olan tutkularından geliyor.

Futbol takımında işler kötüye giderken, diğer branşlarda elde edilen başarılar; bu taraftara mutluluk verebilir ancak bu mutlulukları futbol takımına, o takımı çalıştıran kişiye ve yöneticiler ile başkanına tepki olarak dönecektir. Nitekim bugün yaşadığımız durum da bunu gösteriyor.


Geçen sezonun son maçında kaybedilen şampiyonluğun ardından, önce CL eleme karşılaşmasında Şampiyonlar Ligi'nden elenilmesi, ardından UEFA Avrupa Ligi'ne de eleme maçında veda edilmesi, ligin ilk yarısında üst sıralardaki hiçbir takıma karşı galibiyet alınamamış olması ve son olarak da; Türkiye Kupası'na gruptaki Ankaragücü, Buca ve Yeni Malatya mağlubiyetleriyle veda edilmesi tepkileri artırdı.

Dünyanın en iyi hocalarından biri olan olan Jan de Brandt ile yollarını ayırdı geçen sene FBA. Çünkü Avrupa Şampiyonluğu'nu finalde kaybettik! Daha fazla para verdik, Dünya Şampiyonu Brezilya'nın hocasını getirdik; Ze Roberto'yu. Dünyanın en iyi pasörleri arasında gösterilen Fofao ile birlikte Osmokrovic, Fürst, Sokolova ve Skowronska gibi isimler kadromuzda. Sahadaki 6 kişinin 5'inin dünyanın en iyi voleybolcuları olduğu karşılaşmalara çıkıyoruz. Takımın başında da dünyanın en iyi hocası. Sonucun ne olmasını bekliyoruz. Sonuç; "Armanın Gururu Sarı Melekler". Eğer burada bir başarı varsa, o başarı o oyuncular kadar, onları bir araya getirenlerindir aynı zamanda diye düşünüyorum.

Erkek ve Bayan Basketbol takımlarımız ile Erkek Voleybol Takımımızın kadroları ile teknik ekipleri de adeta yıldızlar karması. Amatör branşların kadrolarındaki bu kaliteye karşın, aynı seviyeyi futbol takımımızda ve teknik kadrosunda görebiliyor muyuz? Bu sorunun tek bir cevabı var: Hayır!

Amatör branşların başında dünyanın en iyi hocaları varsa, futbol takımımızın başında da Mourinho olmalı! Kadromuzda Messi'ler, Ronaldo'lar olmalı! Eğer futbol takımımıza bu kaliteyi getirmeden, amatör branşlarımıza bu kaliteyi getirirsek bugün tanık olduğumuz durumu yaşamak kaçınılmaz olur. Futbol takımına olan kızgınlıkla herkes amatör şubelerin bağımlısı olmuş durumda.

Ligin ikinci yarısına başlarken oynayacağımız Antalya ve Trabzon karşılaşmalarından 6 puan çıkartamazsak (ki bu gidişle çıkartamayacağız gibi görünüyor: Çünkü futbol takımı üzerinde bana yönetimden gelen hiçbir motivasyon varmış gibi gelmiyor. Herkes basketbol ve voleybol takımlarımıza konsantre olmuş durumda.) ne basketbol takımındaki kraliçeleri bir araya getirenlerin değeri kalır, ne de voleybol takımına sarı meleklerin gelmesinin önünü açanların.

Fenerbahçe'nin ana branşı futboldur ve böyle kalmaya devam etmelidir.

Dünya'nın en büyük Amatör Spor Kulübü olup Futbol Takımımızda teknik direktör ve oyuncu yetiştirmeyi mi tercih edeceğiz? Yoksa bir Manchester United, bir Barcelona, bir Liverpool, bir Real Madrid olmaya mı çalışacağız.

Eğer futbol takımımızda kendi içimizden çıkacak oyuncuları ve teknik direktörleri yetiştirmeye sabredebiliyorsak, amatör branşlarda neden sabredemiyoruz?

Madem kendi hocamızı yetiştiriyoruz, o halde unutmayın; ligin ikinci yarısına başlayacağımız bu dönemde, futbol takımımızın amatör branşlardaki takımlarımızdan çok daha fazla desteğe ihtiyacı var! Ama artık ne yazık ki; "bir çok Fenerbahçe takımı" var ve bunlardan sadece kazanan Fenerbahçe takımının yanında olan bir taraftarlık anlayışı var.

21 Ekim 2010 Perşembe

Taraftar Göründü

Avrupa Ligi'ne Lietuvos Rytas karşısında aldığımız farklı galibiyetle keyifli bir giriş yaptık. Savunmada savaşıp hücumda paylaşan, her alternatifi deneyen iyi niyetli oyuncuları izlemek yüzleri güldürdü şüphesiz. Ancak fark sadece sahada değildi. Dikkat çekilmesi gereken bir başka nokta 8 bin 424 taraftarın salona gelmesiydi. Top 16 maçlarını çıkartırsak Avrupa Ligi'nde son üç yılda bu rakamların kıyısından dahi geçemedik. En son Ocak 2007'de oynanan grubun kader maçlarında Winterthur Barcelona ve Eldo Basket Napoli'yi böylesi bir kalabalık karşılamıştı.


Tanjeviç'ten sonra Aydın Örs-Neven Spahija ikilisi, Abdi İpekçi'den sonra Sinan Erdem Spor Salonu, Giricek'ten sonra Marko Tomas ve Darjus Lavrinovic derken geride kalan 3-4 aylık süreçte basketbol şubesinde o kadar çok şey değişti ki, son 5 yılın en kalabalık açılış maçını bu değişikliklerden sadece biriyle açıklamak zor. Ama kesin olan birşey var ki, o da geçen sezonu 1000 seyirciyle açan takım yeni sezonu umutla açtı.

Günün ve galibiyetin keyfini çıkartmak herkesin hakkı. Ancak bu tabloya bakıp geçmişle objektif bir şekilde hesaplaşmak, ondan dersler çıkartmak Fenerbahçe'ye büyük yarar sağlar. En yakın örnek olarak Rytas koçunun aklında kalan "köklü ama taraftarsız Fenerbahçe" imajındaki payımızı ve bunu tersine çevirmek için kendi çapımızda neler yapabileceğimizi düşünmekte fayda var.

Neticede Rytas maçında gördüklerim bu sezon tablonun tersine dönebileceğine inancımı artırdı. Yumurta-tavuk tartışmasına girmek istemiyorum. Şüphesiz yapılan olumlu işlerin ve değişikliklerin taraftarın salona çekilmesinde payı vardır. Ancak tutarlı bir değerlendirme için bir süre daha beklememiz gerekiyor. Diğer taraftan Fenerbahçe'nin taraftarıyla daha güzel olduğunu ispatlamak için elimizde yeterince veri var. İnşallah ileride Rytas maçını Fenerbahçe taraftarlarını basketbola döndüren maç olarak hatırlarız.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Görünmeyen Taraftar


"Avrupa Ligi'ne Türkiye'nin en güçlü takımlarından biri olan Fenerbahçe Ülker karşısında başlıyoruz. Uzun bir geçmişleri var ancak salonlarını hiç dolu görmedim. Umarım bunu değerlendirir ve oradan bir galibiyetle kaçabiliriz."

Aleksandar Trifunoviç
Lietuvos Rytas Koçu

Adam mı görmemiş, biz mi gösterememişiz, yoksa salonlara dönmenin zamanı çoktan gelmiş de geçiyor muymuş?

Sanırım hepsi doğru. Ama artık biraz daha sık görünsek hiç fena olmaz...

İlk sınav bugün. Görev kupa kaldırmak değil, maç kazandırmak; hikayenin sonuna yetişip eldekiyle yetinmek yerine, işi baştan sıkı tutup en büyük kupa için çabalamak. Yolumuz açık olsun...

20 Ekim Çarşamba
Saat 20:15
Ataköy Sinan Erdem Spor Salonu
Fenerbahçe Ülker - Lietuvos Rytas

13 Eylül 2010 Pazartesi

Tribünden Fotoğraflar, FIBA Turkey 2010, Final (Türkiye [Turkey] 64-81 [USA] ABD), [Istanbul] World Basketball Championship

3 Haziran 2010 Perşembe

28 Mayıs 2010 Cuma

26 Mayıs 2010 Çarşamba

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Yine Final, Yine Fenerbahçe

6 hafta önce Samiyen'de, 4 hafta önce Kadıköy'de Fenerbahçe'ye boyun eğince takımlarını terkedenlerin yeni adresi Efes Pilsen.

Kendi takımlarının her alandaki acizlikleri karşısında çareyi, futbolda Trabzon ve Bursa ile mutlu olmakta bulanlar, bayan voleybolda Vakıfbank G.Sigorta için, erkek voleybolda Ziraat Bankası için heveslenenler, şimdi de Efes Pilsen tarafındalar...

Tüm Türkiye biliyor ki, tek büyük var; o da Fenerbahçe.


20.05.2010 Perşembe

20:00 Efes Pilsen - Fenerbahçe Ülker (Darüşşafaka Ayhan Şahenk Spor Salonu)

22.05.2010 Cumartesi
18:00 Efes Pilsen - Fenerbahçe Ülker (Darüşşafaka Ayhan Şahenk Spor Salonu)

25.05.2010 Salı
20:00 Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen (Abdi İpekçi Spor Salonu)

27.05.2010 Perşembe
20:00 Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen (Abdi İpekçi Spor Salonu)

30.05.2010 Pazar
18:00 Efes Pilsen - Fenerbahçe Ülker (Darüşşafaka Ayhan Şahenk Spor Salonu)

02.06.2010 Çarşamba
20:00 Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen (Abdi İpekçi Spor Salonu)

18 Mart 2010 Perşembe

34616


NCAA basketbol seyirci rekoru burnumuzun dibinde kirilmis, hatta bu tarihi anin posterlerini satmaya baslamislar da haberimiz yok.

Syracuse Universitesi basketbol maclarini Amerikan Futbol takiminin da kullandigi Carrier Dome'da yapiyor. Stadin bati tarafindaki kale arkasi tribunleri basketbol maclarinda ana tribun olacak sekilde duzenleniyor. Cok basarili bir sezon geciren basketbol takimi 27 Subat'ta en onemli rakiplerinden Villanova'yi 34 bin 616 biletli seyircinin destegiyle gecmeyi basardi. Bu rakami Turkiye'de bazi buyuk gecinen kuluplerimiz futbol maclarinda goremezken, basketbolda bin kisinin ustune cikildiginda yuzumuz gulerken 130 bin kisilik sehirde coluk cocugun basketbol macina 34 bin 616 kisi geliyor.

Turkiye sinirlari icinde herhangi bir basketbol macinda boyle bir tabloyla karsilasma ihtimalimiz nedir? Cevabi basit, 34616'da 1.

...lüküçlüküçlüküçlüküç...


Ligde son 7 haftaya girilirken ligin son sırasında yer alan Darüşşafaka'ya deplasmanda yenilerek liderliği yeniden Efes Pilsen'e devrettik. Bu sonucun hayal kırıklığı sebebi olması kadar normal bir durum yok ancak biz şikayet etmekten ziyade bir durum tespiti yapalım.

Maçın istatistiklerinde ön plana çıkan ilginç bir nokta var. Takımın tercihlerini özetleyen ve kötü sonuçlarla da az çok ilintili olan bu unsura özellikle Ömer Aşık'ın sakatlanmasından sonra daha sık rastlar olduk. Bu durum özetle dış atış tercihlerinde sınırların zorlanması ya da iki sayıya tenezzül edilmemesi olarak açıklanabilir. Darüşşafaka karşısında takımın iki sayılık atış denemesi(32) üç sayılık atış denemesinin (36) altında kaldı. Üç sayılık yüzemiz de (% 25) oldukça kötü olunca yenilgi ihtimali artıyor haliyle.

Bu maçın istatistiksel açıdan bir benzeri de 17'inci haftada oynanan ve kaybettiğimiz Banvit maçıydı. Ligdeki üçüncü yenilgimizi aldığımız maçı yüzde 29 gibi düşük bir üçlük yüzdesi, 31 üç sayı ve 24 iki sayı denemesi ile tamamlamışız. En uç örnekler bunlar. Bu iki maçın dışında üç sayı denemelerinin iki sayı adedine oldukça yaklaştığı benzer maçlar da var. Onlarda üç sayılık atışlardaki sezon ortalamamız olan yüzde 39-40'ın üstünde bir yüzde tutturarak yenilgiler almaktan kurtulmuşuz.

Peki yüzdeler çok fazla üçlük kullandığımızdan dolayı mı düşük, yoksa boyalı alanı yeterince kullanmadığımızdan dolayı mı? Bence sezonun en kötü dış atış yüzdelerine pota altına top indirmekte ısrarcı olmadığımız bu iki maçta ulaşmamız tesadüf olamaz. Bunda elbette Ömer Aşık'ın sakatlığının da payı büyük. Zira Ömer'in sakatlığından sonra maç başına kullandığımız iki sayılık atış denemesi ortalama 7 azalırken 3 sayılık atış denemeleri 7 artmış. Kadrodaki kısa oyuncu zenginliği ortada uzun kalmayınca kendisini işte bu şekilde gösteriyor. Elinizdeki tek uzun sırtı dönük oyunda kısıtlı yeteneklere sahip, pasör özelliği olmayan bir atlet olunca da kısalar bombardımana başlıyor.

Teknik ekibin bu dengesiz kadronun oluşumunda katkıları ne kadardır bilemem ama, pota altı oyunlarında ellerinden geleni yaptıklarını kabul etmek gerekir. Zira Ömer'in sakatlığından sonra, özellikle Ukic ve Mirsad'ın katılımıyla pota altı kullanma eğilimi ciddi biçimde artmıştı. Buna paralel olarak sonuçlar da memnun ediciydi. Ekran başında elde bu kadar etkili silah varken neden bu işler istenildiği gibi gitmiyor diye soruyorsanız cevabı aslında bu istatistikler ve uzunların sağlık durumunun paralelliğinde yatıyor. Kadrodaki asimetriklik, şut tercihlerini de böyle çarpık bir hale sokabiliyor. Sahada işler istendiği gibi gitmeyince Semih'e top indirmektense elimizdeki envaiçeşit şutörün yüzdeli bileklerine bakmaya başlıyoruz. Pota altı rakip için bir tehdit olmaktan çıkınca da sertleşen dış savunmacılar dış atış yüzdelerimizi göçertiyor.

Neyse ki, Oğuz Savaş cezasını tamamladı. İnşallah Ömer Aşık da kısa zamanda dönüş yapar da şu sıkışınca dış atışa bel bağlayan oyun tarzını mümkünse bir daha görmeyiz.

21 Şubat 2010 Pazar

Kupada Mutlu Son


3 gün içinde sırasıyla Türk Telekom, Efes Pilsen ve Mersin B.Belediye'yi rotasyon farkıyla deviren Fenerbahçemiz basketboldaki 43 yıllık Türkiye Kupası hasretine son verdi. Emeği geçen herkese teşekkürler...

18 Şubat 2010 Perşembe

Satır Arası


79-60 kazandığımız Efes Pilsen maçının ardından verilen demeçlerdeki mesajlar gözlerden kaçmasın.

Çok güzel bir atmosfer oldu. Uzun zamandır boş salonda oynuyorduk. Umarım bundan sonra bütün maçlar böyle olur. Çünkü Fenerbahçe takımı taraftarıyla beraber coşan bir takım. Avrupa Ligi'nde boş salonlarda maçlar oynadık.
Damir Mrsic

Bugün bize çok iyi destek verdiler ve bir anlamda takımın sahada uçmasını sağladılar.
Bogdan Tanjevic

Bugün takımımızda herkes özverili ve hırslıydı. Takım oyununda 1-2 kişinin hırslı olması yetmiyor, 7-8 kişinin hırslı olması gerekiyor. Bugün de biz öyleydik. Emir Preldzic, Mirsad Türkcan... Bugün Greer'i ilk kez savunmada bu kadar hırslı gördüm.
Ömer Onan

14 Şubat 2010 Pazar

Rövanş Zamanı


Geçen sezon Efes Pilsen'in takım halinde karıştığı doping skandalı, hakem oyunları ve şube kapatma tehditleriyle çevirdikleri final serisinin tartışmaları Federasyon Başkanı'ndan basının önde gelen kalemlerine kadar halen gündemdeki yerini koruyor.

İşte bu ortamda Fenerbahçe kendi saha ve seyircisi önünde Efes Pilsen'i ağırlayacak. Ligin ilk yarısında kazanan taraf Efes Pilsen olmuştu. Olası bir playoff eşleşmesinde durumu eşitlemek için mutlaka kazanmamız gereken; olası eşleşmenin ilk maçı, hatta final serisinin ilk maçı gibi anlamlar yüklenebilecek bir maç.

Geçen hafta Banvit deplasmanında takılmış olsak da, özellikle Mirsad ve Ukic'in takıma katılmasıyla takımda bir toparlanma var. Ömer Aşık'ın yokluğunda Semih'in de sakatlık durumu uzun rotasyonunda sıkıntı yaratabilir. Efes Pilsen için Maccabi deplasmanından yorgun ve moralsiz dönmek, Ergin Ataman ve Rakoçeviç arasındaki gerginlikler başlıca olumsuzluklar gibi gözükse de, Euroleague'de yollarına devam etmeleri bu tarz maçlar için başlı başına bir avantaj. Zira o tempo ve sertliğe bizden daha hazır durumdalar.

Fenerbahçe'nin Efes Pilsen karşısında bir galibiyete ve bu galibiyet için savunmada savaşmaya ihtiyacı var. Basketbolcularımızın bu maça çok farklı hazırlandıklarından eminim. Diğer taraftan takım savunmasında altıncı adamın rolünü de göz ardı etmemek gerekir. Bu anlamda etkili bir taraftar desteği inşallah Efes Pilsen'i Abdi İpekçi'den eli boş göndermeye fazlasıyla yetecektir. Fenerbahçe altıncı adamın varlığını arkasında hissettiği sürece Efes Pilsen İsrail'den şeker ithal etmeye mahkum olduğunu anlayacaktır.

19 Ocak 2010 Salı

Günah Keçisi vs. Bildiğin Keçi


Tanjevic Fenerbahçe'nin başındaki üçüncü sezonunda en sıkıntılı günlerini yaşıyor. Bunun altında birçok sebep var. Ancak en can alıcı olanı saha içi performansındaki gözle görülür düşüş. Son zamanlarda iyice su yüzüne çıkan keyfi savunma dirençsizliği ve erken hücum etme hastalığı başlıca göstergeler. Hücumdaki sıkıntılar takımın uzun zamandır gerçek bir oyun kurucuyla oynamamasından kaynaklanıyor olabilir. Savunmadaki zaaf ise kaybedilen Efes serisine kadar dayanıyor aslında. Seri sonunda bu zaaf uzunların formsuzluğuna bağlanarak zamanla düzelmesi bekleniyordu. Ancak bir maç içinde tek periyotta dişini sıkarak rakibe pota göstermeyen takımın dalga geçercesine diğer periyotlarda potasında otuzar sayı görmesinin takım hakkında doğru tespitlerde bulunmak için dikkatle incelenmesi gerekir.

Ancak kimsenin sorunun kaynağına inmek gibi bir derdi yok. Çünkü görünen veya görünmeyen, yaşanmış ve yaşanacak bütün sorunların tedavisinin Tanjeviç'in kovulmasından geçtiği Haziran 2007'de ortaya konmuş. Boş tribünler, maça asılmayan sporcular, kaçan şutlar ve yumuşak savunmalar; herşeyin sorumlusu Tanjeviç.

İşte bütün bu sorunlar, hayal kırıklığı yaratan oyunun ardından Avrupa'ya ilk turda veda etmemiz "Tanjeviç İstifa" seslerini de güçlendiriyor haliyle. Bu söylemin arkasındakilere ağır gelen ise seslerinin hedefteki kişi ve kurumlarca arka planda çalan müzik gibi algılanıyor olması. Bunun arkasında da yönetimin inadından şikayetçi olanların keçi inadı yatıyor. Zira ilk günden beri aynı tonda sürdürülen protestoların samimiyeti de sorgulanmayacak gibi değil.

Yüzüncü yılda Fenerbahçe'ye ikinci şampiyonluğunu yaşatan, her zaman büyük saygı, sevgi ve hayranlık duyulan Aydın Örs'ün yerine Tanjeviç'in getirilmesinin yarattığı hayal kırıklığı bir süre kırgınlığa sebep olmuş olabilir. Başarılı ve iyi bir Fenerbahçeli olan Aydın Örs'ün yerinden edilmesi anlamına gelen ve bence pek de gerekli olmayan bu değişiklik duygusal açıdan kolay kabul edilebilir değildi. Ancak bir tavır 3 yıl sonrasına sadece o gün yaşanan hayal kırıklığıyla taşınamaz, taşınmadı da. O günlerde Tanjeviç protestosu koçun aldığı para, Sloven oyuncular, yabancı tercihleri ve rotasyon kavramı üzerinden ilerlerken, bugün kulübü zan altında bırakan mesnetsiz iddialar üzerinden prim toplanmaya çalışılıyor.

İddiaya göre Fenerbahçe ile Federasyon arasında öyle kirli bir ilişki varmış ki, Fenerbahçe Tanjeviç'i kovamazmış. Bugün Tanjeviç'i kovarsak ipliğimiz pazara çıkarmış. Bu Fenerbahçe ki, geçen sezon takım halinde doping yapan bir takıma bariz hakem kararları neticesinde 2-0'dan şampiyonluğu kaptırmış. Fenerbahçe'ye böyle güzel kıyaklar çeken Federasyon yetkilileri de Fenerbahçe ile olan sözde kirli ilişkilerini ortaya dökerek kendilerini aklayabileceklerini sanıyorlarmış. Birileri Fenerbahçe taraftarının Aydın Örs'e duyduğu sevgiyi sömürüyor ve bu amaç uğruna Fenerbahçe'yi hiçbir delil ortaya koymadan itham etmekten çekinmiyorlar.

Kimsenin Tanjeviç'i sevme zorunluluğu yok, ancak Tanjeviç'i görevdeki ilk dakikasından itibaren günah keçisi ilan edip istifaya davet edenlerin inadını "prensip" kabul edip; istifa etmeyen Tanjeviç'i veya Tanjeviç'i kovmayan yönetimi inatçı addetmek bana çok mantıklı gelmiyor. Tanjeviç'in eleştirilebileceği onca konu varken bu ithamların peşinden gitmek ise en hafifinden oltaya gelmek olarak yorumlanabilir.

Neticede elini taşın altına koymamaya özen gösteren bir camia olarak şimdi de taşın üstüne çıkma gayreti içerisindeyiz. Bu yaklaşım ne takımın ne de taraftarın sorunlarını çözebilir. Ama niyetin sorun çözmek değil günah keçisi dövmek olduğu apaçık ortada. Bakalım bugüne kadar hiçbir fayda getirmeyen bu inat bundan sonra kime ne kazandıracak...

4 Ocak 2010 Pazartesi

Rotasyon Çıkmazı


Ukic'in takıma katılma ihtimali önemli bir eksiğe çare olacağı için bir umut kaynağı olsa da Solomon takımdayken yaşanan rotasyon tartışmalarının tekrar filizlenme ihtimali de endişe veriyor haliyle. Tam kadro olduğumuzda 20 dakikadan az süre alması olası bir kötü sonucun başlıca sebebi sayılabilecek 11 tane oyuncumuz olacak. (Mrsic, Greer, Ukic, Giricek, Kinsey, Ömer Onan, Preldzic, Mirsad, Oğuz, Ömer Aşık, Semih) Toplamda 200 dakikanın paylaşıldığı bir oyunda bu oyuncuların hepsine 20 dakika verebilmek için her maçı uzatmalara taşımak riskli bir yöntem olabilir. :) Bu nedenle maç başına 15 dakika civarı sürelere şimdiden alışmakta fayda var.

Değerli basınımız kadro kurmakta zorluk çeken teknik adamların sıkıntılarını "tatlı bir sıkıntı" olarak ifade eder normalde. Ancak söz konusu teknik adam Tanjeviç gibi yapayalnız bir adamsa o sıkıntı ekşimtırak bir tat alabiliyor. Zira son olarak Cumhurbaşkanlığı'nı Efes'e kaptırdıktan sonra yaşanan tartışmaların temelinde yine bu kadro yapısı yatıyordu. O tarihlerde bu tartışmaların bir örneğinden dert yanarken "papağan" gibi tekrarlanan insafsız eleştirilerden bahsetmiştim. Mesele Kinsey ve Giricek'in maçın sonunda neden unutulduğuydu. Sonrasında Solomon'un ayrılışı ve dönem dönem özellikle kısa rotasyonunda Ömer, Greer, Giricek ve Kinsey'in sakat veya cezalı olmaları bu kalabalığı kontrol etmekte Tanjeviç'e biraz nefes aldırdı diyebiliriz. Ancak gerek kısa rotasyonundaki oyuncuların iyileşmesi gerekse de Ukic'in takıma katılacağı yönündeki söylentilerin gittikçe güçlenmesi bu tartışmaları tekrar gün yüzüne çıkarabilir.

Bir başka açıdan bakılınca da, bu durum kabullenmesi güç olsa da Mrsic'in vedasını hazırlıyor. Neticede mevcut kısa rotasyonuyla, aynı anda sadece 5 kişinin sahada bulunabildiği ve 40 dakika süren bu oyunda faydasız tartışmaların başka türlü bitmesi imkansız.

31 Aralık 2009 Perşembe

Ukic Fenerbahçe'ye mi?

Roko Ukic vs. Ömer Aşık
İlk kez dün akşam saatlerinde Marko'nun Yeri'nden duyuruldu Hırvat basınında çıkan haberler. Daha önce Toronto bu sezon da Milwaukee formalarıyla NBA'de aradığını bulamayan Roko-Leni Ukic'in en azından sezon sonuna kadar Fenerbahçe Ülker forması giymesi gündemde. 

Tanjevic'in Beşiktaş maçından sonra yaptığı "Biz aslında transfer yapmaya hazırız. Ancak bu oyuncunun elimizdeki isimlerle aynı seviyede olması yada daha iyi olması gerekiyor. Şu an transfer konusunda en iyiyi kadromuza katmak için çalışıyoruz." açıklamasıyla uyumlu, NBA'de aradığını bulamamış bir oyuncuyu kadromuza katmak üzereyiz. Henüz resmi bir açıklama gelmedi ancak tam bir oyun kurucu olmayan as oyun kurucumuz Greer'in sakatlandığı bir dönemde bu takviye ilaç gibi gelebilir.

Dragan Lukovski'den bu yana takımı oynatmaya dönük Avrupalı bir oyun kurucumuzun olmaması da ilginç bir not. Son 10 yılın ilk yarısında Mrsic, ikinci yarısında da Mrsic'in yanında Solomon gibi takımı taşıyan skorer isimlerin liderliğinde ne kadar eleştirilse de aslında epey parlak bir dönem geçiren Fenerbahçemiz'de Ukiç'in takımın karakterinde ne gibi değişiklikler yapacağı merak konusu.

Son olarak Eurobasket 2009'da 5'inci olarak Türkiye'de düzenlenecek Dünya Basketbol Şampiyonası vizesini alan Hırvatistan Milli takımının en çok göze batan oyuncularından olan Roko Ukic Tau Ceramica, Barcelona ve Roma formalarını giydiği Avrupa serüveninin ardından NBA'e Toronto formasıyla giriş yaptı. Aynı sezon Toronto Raptors'un oyun kurucu rotasyonunda Fenerbahçe'yi bırakıp NBA'e dönen Solomon'un önüne geçerek dikkatleri çekti. 2009-10'da geçtiği Milwaukee'de aradığı şansı bulamayınca kulüpler bazında kendisini çok da fazla ispatlama şansı bulamadığı Avrupa'ya dönüş hazırlığında olması şaşırtıcı değil. Zira takımının son üç haftada çıktığı 8 karşılaşmada da forma şansı bulamamış.

2005'te Split'ten ayrıldıktan sonra iyi transferler yapsa da belki de basamakları hızla çıkma sevdasıyla hiçbir yerde dikiş tutturamamış olması kariyerindeki en büyük soru işareti. Barcelona ve Roma formalarıyla bize karşı ikişer maça da çıkmış aslında. Anlaşılan Barcelona da Lakovic'in arkasında pek kendini belli edememiş, Roma maçlarında da içeride dışarıda ezmenin verdiği hazla gözden kaçırmışım. Umarım Fenerbahçe Ülker bu soru işaretini ortadan kaldırmak için her iki tarafa da sınıf atlatacak bir durak olur.
Blog Widget by LinkWithin