Transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2011 Pazartesi

Fenerbahçe Ülker 2011-12


Basketbol Avrupa Ligi'nde sezonu açmaya günler kala yara sarmaya devam ediyoruz. Mirsad Türkcan, Marko Tomas ve Engin Atsür'ün sakatlıkları sezon başı kadroda yaşanan formsuzluklarla birleşince ciddi anlamda baş ağrıtıyor. Geçen sezon sonu kadrosundan Kinsey, May, Lavrinovic ve Saras yerlerini Bogdanovic, Gist, sakatlıktan dönen Vidmar ve Jerrells'e bıraktı.

Bogdanovic skorer kimliğiyle ön plana çıkan bir oyuncu. Fiziksel özellikleri de oldukça iyi ancak savunmada neler verebileceğini görmek için biraz daha zamana ihtiyaç var. Bu sürede Ömer Onan'ın üzerindeki yükü hafifletmek Bojan'ın başlıca görevi olacak. Onun savunmasından feyzalabilirse efsanevi bir oyuncu olabilir.

Yıllardır eksikliği hissedilen hareketli 4 numara için James Gist yerinde bir hamle gibi gözüküyor. McRae'yi anımsatan atletizminin yanında dış şutları da rakipler için eşleşme problemi yaratacaktır. Yeni transferler arasında şimdiye kadar en çok süre alan ve en hazır görünen o oldu. Mirsad sahalara dönene kadar da böyle devam etmesi normal.

Curtis Jerrells, farklı kazandığımız Trabzonspor maçının ardından takım arkadaşlarını tanımak için zamana ihtiyacı olduğunu söyledi. Transferdeki planlama takımın baş oyun kurucusunun Roko Ukic olacağını gösteriyor. Oyunun savunma yönünü tamamen bırakmış Saras'ın ardından Jerrells'in bu konuda sınıf atlatacağını muhakkak ancak hücumda organizasyon anlamında neler verebileceğini görmek için ihtiyaç duyduğu zamanı vermemiz gerekiyor. Bu süreçte Hakan Demirel ve Erbil Eroğlu kendisini desteklemeye çalışacak. Engin Atsür'ün tam anlamıyla sahneye çıkması için sanırım hala birkaç aya ihtiyaç var.

Pota altında Kaya, Oğuz ve Vidmar sezon başı itibarıyla beklentilerin uzağındalar. Özellikle Oğuz'un form tutması hücumda çeşitlilik ve kolay sayı bulmamız için şart. Zira takımın oyun planı geçen sezona göre ciddi anlamda dışa kaymış durumda. Bunda da gerek Vidmar ve Gist'in, Lavrinovic ve May'e kıyasla o bölgede rol alacak seviyeye gelememeleri, gerek Kaya ve Vidmar'ın kısıtlı hücum etkinlikleri ve gerekse de Oğuz'un formsuzluğunun payı var. Etkisizleşen pota altı hücumları nedeniyle dış oyuncuların üzerine yoğunlaşacak rakip savunmalar hücumlarımızı felç edebilir. Bu nedenle dış atıcılar ne kadar iyi olursa olsun pota altını canlı tutmamız gerekiyor.

2 ve 3 numaralarda Ömer ve Emir takımın en hazır isimleri. Tomas'ın sakatlığı acil bir transfer ihtiyacı doğurdu. Oklahoma City Thunder'ın savunma canavarı Thebo Sefolosha o bölgeye lokavt süresince ilaç olmaya çalışacak. Kendisini Fenerbahçe formasıyla ilk kez çarşamba günü Caja Laboral karşısında izleme fırsatı bulacağız. İdeal olan Bojan'ın savunmada Kinsey'i, Sefo'nun da hücumda Tomas'ı aratmaması. Bakalım ideale ne kadar yaklaşabileceğiz.

Geçen sezon rüya gibi başlayıp hayal kırıklığıyla kapatmıştık. Bu sezon Avrupa Ligi'nin kapanışı İstanbul'da olacak. Kaybedilen Cumhurbaşkanlığı kupası nedeniyle sezonu hayal kırıklığı içerisinde açtık, inşallah bu sefer kapanışı rüya gibi yaparız...

Fotoğraf: Fenerbahce.org

31 Ocak 2011 Pazartesi

Hayata Döndük



Kabus gibi geçen Türkiye Kupası maçlarında oluşan ve yaklaşık 1 aydır süren karamsar tablo ikinci yarının ikinci haftasında gelen Trabzonspor galibiyetiyle yerini umutlu ama temkinli bir bekleyişe bıraktı. Ortaya koyduğumuz futbol herkesi hayal kırıklığına uğratsa da, ligin ilk yarısını liderin 9 puan gerisinde tamamlamış olmanın değerini bugün anlıyoruz. Zira iki haftada kendimizi Trabzon ve Bursa'nın ensesinde bulduk.

İkinci yarının açılış maçında Antalyaspor karşısında alınan galibiyet hem Trabzonspor hem de Bursaspor'un haftayı beraberliklerle kapatmaları nedeniyle çok önemliydi. Ancak ortaya konan futbol gelecek için umut vermiyordu. Trabzonspor maçı tam bir ölüm kalım maçı halini aldı. Aslında amacımız da Trabzonspor maçına bir anlam kazandırmaktı. Bu nedenle de Antalyaspor karşısında alınan 1-0'lık galibiyete sahadaki futbolcular deliler gibi sevindiler. Geçen hafta herşeye rağmen alınan galibiyetin bugün oynanan maçın atmosferine etkisi tartışılmaz. Taraftar gruplarının yeniden donattığı tribünler, Trabzonspor gibi kalburüstü orta sahası olan bir takıma önde baskı yapıp çuvallamayan bir takım, elde edilen haklı galibiyet ve kış uykusuna yatan şampiyonluk ümitlerinin tekrar yeşermesi. Bu akşam adeta hayata döndük.

Derbilerin Kilidi Yine Sahnedeydi

Fenerbahçemiz sahaya Volkan, Gökhan-Lugano-Yobo-Santos, Mehmet-Selçuk-Emre-Dia, Alex-Niang ilk 11'i ile çıktı. Bu sezon fazla görme fırsatı bulamadığımız agresif başlangıç bizleri bekliyordu. Fenerbahçe orta sahası Selçuk, Emre ve Mehmet Topuz'un önderliğinde Selçuk-Colman'ın yükünü çektiği Trabzonspor orta sahasına üstünlük kurdu. Maçların ilk yarılarına göre ligin açık ara lideri olan Fenerbahçemiz böyle bir iştah ve üstünlükle başladığı maçın başında Lugano ve Niang ile iki gol birden bulmayı başardı. İki farklı öne geçtikten sonra bu süreçte sarfedilen yüksek efor nedeniyle yaşanan düşüş ilk yarının son 10-15 dakikasında Trabzonspor'u kalemize yaklaştırsa da sonuç değişmedi.

İkinci yarıda merakla beklenen ise Fenerbahçe'nin alışkanlığını sürdürüp son yarım saatte yelkenleri suya indirip indirmeyeceğiydi. Bünyamin Gezer maç boyunca her faulde eline cebini götürme hastalığıyla Selçuk'u iki faulle dışarı gönderdi. Tam orta sahada bir değişiklik beklentisine girmişken bu sefer Trabzonspor cephesinde Glowacki benzer şekilde oyundan atıldı. İkinci yarının başından Glowacki'nin atıldığı 70'inci dakikaya kadar geçen sürede Trabzonspor'un Fenerbahçe'ye bariz bir üstünlük kuramamasının altında Trabzonspor'un ikinci yarıya Colman'ın yerine Yattara'yla başlaması yatıyordu. Trabzonspor'un Selçuk-Colman ve hatta zaman zaman bu ikiliye katılan Ceyhun ile Fenerbahçe orta sahasına ve Fenerbahçe takımına geçmiş maçlarda zorluklar çıkardıklarını hatırlıyoruz. Ancak Selçuk İnan'ın yalnız başına kaldığı dakikalarda Trabzonspor hem ihtiyaç duyduğu baskıyı kuramadı, hem de Fenerbahçe'nin son dakikalara daha diri girmesini sağladı. Biz de bu hamlesi nedeniyle Şenol Güneş'e şükranlarımızı iletiyoruz.

Transfer Beklentisi

İkinci yarıya girerken transfer yapılmaması taraftarın futbol takımına ilgisini sıfıra indirse de, bu hamlesizliğin istemeden de olsa iki haftada alınan 6 puanda payının olduğunu düşünüyorum. Zira futbol takımının beklentileri yüksek olsa da camianın baskısı pek hissedilmedi, üzücü olsa da camia takıma olan güven eksikliği nedeniyle havlu atmaya hazırdı. Trabzonspor maçından sonra işin seyri değişti. Bugünden itibaren camianın beklentileri yükselecek. Bu beklentilerin altında kalmamak için de takımın orta sahasındaki alternatifsiz yapıyı unutmamak gerekiyor. Bu nedenle Aykut Kocaman'ın orta sahaya transfer yapılabileceği mesajı maçtan sonra gündemi en çok işgal eden açıklamaydı. Genelde maç kaybedince gündem değiştirmek için ortaya atılan transfer söylentilerinin aksine böylesi bir galibiyetten sonra gelen bu açıklama sevindirici. Transfer gerçekleşir mi, ne kadar faydalı olur, tartışılır; ancak bu durum teknik kadronun takımın eksiğinin farkında olduğunu gösteriyor.

Neticede Fenerbahçemiz açısından sıkıntıların devam ettiğini söyleyebiliriz, en azından Trabzonspor maçının bir illüzyon olmadığının ispat edilmesi gerekiyor. Aynı istek ve arzuyu önümüzdeki Manisaspor deplasmanı ve geride kalan maçlarda gösterip, ikinci yarılarda da maç kazanabilen bir takım olabilecek miyiz; futboldan ümidini kesen Fenerbahçe taraftarına bugün "Acaba?" dedirten futbolun devamı gelir mi; emin değilim. Takım ilk kez zorluk seviyesi yüksek bir maç kazanmış olsa da Trabzonspor cephesinin maçı Fenerbahçemiz açısından kolay hale soktuğunu da söyleyebiliriz. Bu nedenle saha sonuçlarında istikrar camiayı şampiyonluk hedefine yönlendirecek yegane unsurdur. Üzücü olan ise ümitsiz taraftarı şampiyonluğa inandırma görevi yine takıma düşüyor.

1 Haziran 2010 Salı

Tribüne Yabancıyı Kim İstedi?


Futbol Federasyonu 6+2 olan yabancı kontenjanının 6+2+2 olmasına karar verdi. Bir başka deyişle tribüne iki tane transfer hakkı çıktı. Yapılan açıklamada bu kararın hangi gerekçeyle kabul edildiği yönünde bilgi verilmiyor. Fenerbahçe'nin yabancı sınırlamasının kaldırılması yönünde 3-4 yıl önce yaptığı başvurudan bu yana hiçbir kulüp yabancı kontenjanı konusunu gündeme dahi getirmemişti. Herhangi bir açıklama yapılmayınca da "Durup dururken tribünde oturacak oyuncu sayısının arttırılmasını gerektirecek ne oldu?" sorusu akıllara geliyor.

En mantıklı açıklama elinde patlayan yabancılardan dolayı transfer yapamaz hale gelen Beşiktaş'ın bu dönemde elinin güçlendirilmesi oluyor. Bu federasyonun Hasan Doğan ile birlikte Şubat 2008'de göreve başladığını farz edersek, bu kararı almak için üç sezon beklenmesi de bu ihtimali güçlendiriyor. Eğer bu karar başından beri federasyonun ajandası bulunuyorsa neden şimdiye kadar beklendiğine açıklık getirilmesi futbol yönetiminin şeffaflığı açısından faydalı olacaktır. Zira önceki dönemlerde yabancı kontenjanının zırt pırt değişmesine alışmış olan futbol kamuoyu bundan 2 yıl önce alınacak benzer bir kararı garip karşılamayacaktı.

Eğer bu karar futbol federasyonunun 3 yıllık tecrübesiyle şekillendiyse bu da Türkiye'de futbol yönetimine talip olanların futbol kamuoyunun en ciddi sorunlarıyla ilgili hiçbir fikir sahibi olmadan yola çıktıklarını gösterir ki, bu da başlı başına vahim bir durumdur.

Neticede bir karar verilmiş. 2 yıl içerisinde yeni bir karar verileceğini, eninde sonunda da yabancı sayısının serbest bırakılacağını tahmin etsem de, umarım günlük endişelerle alınmış bu karar Türk Futbolu için hayırlı olur.

31 Ocak 2010 Pazar

Sen 'Pedersen' Ben de Uğur'um


İngiliz basını yaklaşık bir haftadır Blackburn Rovers'ın sol kanat oyuncusu Morten Gamst Pedersen'in Fenerbahçe'ye transfer olacağına dair haberler yapıyor. Bu sürede de Pedersen çıktığı maçlarda sürekli sonucu değiştirecek hareketler yapıp maç özetlerinde kendisini belli ediyor. Wigan karşısında attığı bir golün yanında bir kafa vuruşu direkten dönen Norveçli West Ham karşısında da direkleri dövmüş.

3,5 yıllık Fenerbahçe serüveninde fazlasıyla şans bulmasına rağmen akıllarda kalan 5 maçını saymakta zorlandığımız Uğur Boral ise sonlarına doğru forma şansı bulduğu ilk yarının ardından Carlos'un gitmesiyle bir anda yeniden mevkisinin bir numaralı ismi oldu. Transferin kapanmasına bir gün kala da eksiklerle çıktığımız maçta Sivasspor kalesini döverek adeta Pedersen'e mesaj gönderdi.

Uğur'un işleyen bir takımda basit oynadığı müddetçe daha yararlı olacağını ve eline gelen bu şansı tepmek istemeyeceğini tahmin ediyorum. İnşallah yanıltmaz bizi...

Carlos'un Duası



Fotoğraflar: AP

31 Aralık 2009 Perşembe

Ukic Fenerbahçe'ye mi?

Roko Ukic vs. Ömer Aşık
İlk kez dün akşam saatlerinde Marko'nun Yeri'nden duyuruldu Hırvat basınında çıkan haberler. Daha önce Toronto bu sezon da Milwaukee formalarıyla NBA'de aradığını bulamayan Roko-Leni Ukic'in en azından sezon sonuna kadar Fenerbahçe Ülker forması giymesi gündemde. 

Tanjevic'in Beşiktaş maçından sonra yaptığı "Biz aslında transfer yapmaya hazırız. Ancak bu oyuncunun elimizdeki isimlerle aynı seviyede olması yada daha iyi olması gerekiyor. Şu an transfer konusunda en iyiyi kadromuza katmak için çalışıyoruz." açıklamasıyla uyumlu, NBA'de aradığını bulamamış bir oyuncuyu kadromuza katmak üzereyiz. Henüz resmi bir açıklama gelmedi ancak tam bir oyun kurucu olmayan as oyun kurucumuz Greer'in sakatlandığı bir dönemde bu takviye ilaç gibi gelebilir.

Dragan Lukovski'den bu yana takımı oynatmaya dönük Avrupalı bir oyun kurucumuzun olmaması da ilginç bir not. Son 10 yılın ilk yarısında Mrsic, ikinci yarısında da Mrsic'in yanında Solomon gibi takımı taşıyan skorer isimlerin liderliğinde ne kadar eleştirilse de aslında epey parlak bir dönem geçiren Fenerbahçemiz'de Ukiç'in takımın karakterinde ne gibi değişiklikler yapacağı merak konusu.

Son olarak Eurobasket 2009'da 5'inci olarak Türkiye'de düzenlenecek Dünya Basketbol Şampiyonası vizesini alan Hırvatistan Milli takımının en çok göze batan oyuncularından olan Roko Ukic Tau Ceramica, Barcelona ve Roma formalarını giydiği Avrupa serüveninin ardından NBA'e Toronto formasıyla giriş yaptı. Aynı sezon Toronto Raptors'un oyun kurucu rotasyonunda Fenerbahçe'yi bırakıp NBA'e dönen Solomon'un önüne geçerek dikkatleri çekti. 2009-10'da geçtiği Milwaukee'de aradığı şansı bulamayınca kulüpler bazında kendisini çok da fazla ispatlama şansı bulamadığı Avrupa'ya dönüş hazırlığında olması şaşırtıcı değil. Zira takımının son üç haftada çıktığı 8 karşılaşmada da forma şansı bulamamış.

2005'te Split'ten ayrıldıktan sonra iyi transferler yapsa da belki de basamakları hızla çıkma sevdasıyla hiçbir yerde dikiş tutturamamış olması kariyerindeki en büyük soru işareti. Barcelona ve Roma formalarıyla bize karşı ikişer maça da çıkmış aslında. Anlaşılan Barcelona da Lakovic'in arkasında pek kendini belli edememiş, Roma maçlarında da içeride dışarıda ezmenin verdiği hazla gözden kaçırmışım. Umarım Fenerbahçe Ülker bu soru işaretini ortadan kaldırmak için her iki tarafa da sınıf atlatacak bir durak olur.

28 Ağustos 2009 Cuma

Shevchenko Yolcu

"Sheva didn't have the possibility to play consistently, so he has taken the decision to go,"

"Sheva'n
ın düzenli olarak oynama imkanı yoktu, bu nedenle ayrılma kararı aldı."

Carlo Ancelotti
Chelsea Tekn
ik Direktörü

BBC Sport

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Kamp Bedeli = 1.5 milyon €

Diego Lugano
Mehmet Aurelio Fenerbahçe'den ayrılınca fırtına kopmuştu. Ardından da geçen sezon kötü gidişin sorumlusu olarak Aurelio'yu gönderen yönetim gösterilir oldu. Tribünler kötü sonuçlardan sonra Tuncay, Zico ve Aurelio'ya tezahüratlar yaptı. Sonuçta bu üç ismin gidişinin de tamamen yönetimin cimriliği yüzünden olduğunu düşünen çok insan var. Dillerde dolaşan da "Yönetim 1 milyona kıysaydı bunlar olmazdı" sözleri.

İster inat deyin, ister ısrar, isterse duruş; Fenerbahçe yönetimi Lugano transferinde de aynı tutumu sergiledi. Lugano yıllık 4 milyon € gibi uçuk bir rakamla masaya oturunca pazarlık bile yapılmadan Uruguaylı'ya yol gösterildi. Lugano yaz boyunca dolandı durdu, en son Avrupa'daki kulüplerden istediği yıllık ücret 2.5 milyon €'ya kadar düştü ama yine kendine bir takım bulamadı. Çabuk ve cömert davranmazsak İtalyan devlerine kaptıracağımıza kesin gözüyle bakılan Lugano'dan bahsediyoruz. Aylar sonra tıpış tıpış Fenerbahçe'ye geri döndü. Şimdi Fenerbahçe yönetiminin tavrını, kendi içinde bambaşka sebepler barındırsa da Aurelio, Zico ve Tuncay'ın ayrılışlarını daha sağlıklı değerlendirebiliriz sanırım.

Yaz başında önemli bir kesim Lugano'nun ne pahasına olursa olsun takımda tutulması gerektiğini düşünüyordu. Bu furya Galatasaray maçında yaptığı sorumsuz hareket nedeniyle biraz duruldu neyse ki. Belki de o hareket nedeniyle değeri düştü. En azından ben dahil birçok Fenerbahçeli için "olmasa da olur" kıvamına geldi. Yine de yönetim Lugano için yapılan tezahüratlar, hazırlanan pankartlar ve baskılara yenik düşüp "ver kurtul" zihniyetini takip etseydi bugün Lugano fazladan kampa katılmış olurdu belki. Peki Lugano'nun 4 milyon aldığı takımın Gol Kralı, Kaptan Semih'in seneye pazarlığı 5 milyondan açmayacağını kim garanti edebilirdi?

31 Temmuz 2009 Cuma

Potada Hareket Var


Geçen sezon Olimpiakos formasıyla Euroleague'de 4'lü Final oynayan Lynn Greer artık Fenerbahçe'de. Greer 2003'te başlayan Avrupa kariyerinde Polonya'nın Wroclaw, Rus Dinamo Moskova, İtalyan Napoli ve Yunan Olimpiakos formalarıyla birer yıl geçirdi. Napoli formasıyla İtalya liginin en değerli oyuncusu seçildikten sonra 2006'da Amerika'nın yolunu tuttu. Milwaukee Bucks ile NBA'de beklediğini bulamayınca geçen sezonun transferdeki flaş takımı Olimpiakos formasını giymek üzere tekrar Avrupa'ya döndü. Hem dış atışlarda, hem de delici özellikleriyle etkili olabilen ve 1-2 pozisyonlarında forma giyen Greer, Solomon ile birlikte çok daha güçlü bir oyun kurucu rotasyonu oluşturacak.

Greer transferinin açıklanmasından çok kısa bir süre önce de Marcus Green ile yollarımızı ayırdık. Green bir yıl aranın ardından İtalya'ya, bu kez Scavolini forması giymek için, döndü. Maalesef bir kesimin Tanjeviç'e duyduğu sevgisizlikten o da nasibini aldı. Özellikle boyu nedeniyle kendisine gereğinden fazla önyargıyla yaklaşıldı. Hakkında yazılan yazılar sürekli bu özelliğine vurgu yaparak başlar oldu. Halbuki sezon başında tek başına çok ağır bir görev üstlenmişti. Euroleague boyunca takımın tek oyun kurucusuydu. Onun bu pozisyondaki yalnızlığı Emir'in oyun kurucu pozisyonunda aldığı dakikalarla giderilmeye çalışıldı. Ardından playofflar öncesi Solomon'un katılımıyla onun da performansı arttı. Bazıları işin istatistik ve fiziksel yönüne bakarak ona Fenerbahçe formasını yakıştıramasa da o elinden gelen mücadeleyi verip Fenerbahçe formasını hakkıyla taşıdı. Şimdi de yerini çok yönlü ve Solomon'u dahi aratmayacak seviyede bir oyun kurucuya bırakıyor.

Yolun açık olsun Green, hoşgeldin Greer...

17 Temmuz 2009 Cuma

SportsLab


SportsLab Daum'un FC Köln'e imza atmasının ardından başlatılan bir proje. Temelde video analiz, istatistik ve futbolcu veritabanı üzerine kurulu sistemin kalbinde 15 farklı ülke ligini takip eden çoğu Köln Spor Akademisi öğrencisi 25-30 kişi bulunuyor. Video analiz ve istatistik bölümünde takımın ve rakiplerin maçları veya herhangi bir futbolcunun oyunu değerlendiriliyor. Böylece teknik direktör kendi takımının geliştirilmesi gereken yönlerini, rakibin zaaflarını tespit edebiliyor; futbolcular rakipleri hakkında bilgi sahibi olabiliyor. 15 ülke ligini ve genç milli takım seviyesine kadar uluslararası maçları takip edip her gün sistemi güncelleyen ve geliştiren bu grup ayrıca kulübün transfer çalışmaları için de zengin bir kaynak oluşturuyor.


Bu veritabanı için çalışmanın şartları Beziksliga seviyesinde futbol oynamak ve takip ettiğin ülkenin diline hakim olmak. Projenin başında yer alan Boris Notzon 5 yıl içinde dünyanın en büyük futbol arşivine sahip olacaklarını iddia ediyor. Sürekli büyüyen ve geliştirilen bu proje kulübün ihtiyaç duyduğunda sarılabileceği bir yardımcı halini almış. Şöyle ki, hava toplarında etkili sırtı dönük oynayabilen, ayaklarına hakim, hareketli bir futbolcu arıyorsunuz. Aklınıza gelen futbolcuların maliyeti 20 milyon €'dan başlıyor. Program size kriterlerinize uyan futbolcuları, istatistiklerini, içinde bulunduğu video görüntülerini ve izlenen maçlardaki raporlarını sunabiliyor. Bir teknik direktörün aradığı futbolcuyu bulmasında, bir yönetimin ekonomik tercihler yapabilmesinde bundan daha büyük bir kolaylık düşünemiyorum.


Nitekim FC Köln, SportsLab projesinin ilk meyvesini geçen sezon başında transfer ettiği Pedro Geromel ile aldı. SportLab'ın 22 yaşındaki Portekizli çalışanı Ricardo Tavarez'in tavsiyesiyle 2 milyon € karşılığında transfer edilen Vitória Guimarães'in Brezilyalısı Bundesliga'nın en başarılı savunma oyuncularından biri olarak gösteriliyor.

Dünya liglerinin maç görüntülerini tek merkezde toplayıp bunları dünyanın her yerinden ulaşılabilir hale getirebilmek için harcanan kurulum maliyeti 500 bin €. Şu anda Daum'un bu sisteme erişim imkanı var mıdır veya Fenerbahçe benzer bir sistemin kurulumu için herhangi bir adım atmış mıdır kesin bir bilgi yok. Kimi bu programın yaratıcılarının Daum ve bir Türk yazılımcı olduğunu, kimi Daum'un benzer bir sistemi Fenerbahçe'de de hayata geçirmek istediğini, kimi Daum'un transferleri halen bu kaynaktan yaptığını, kimisi de Samandıra'ya bir laboratuvar kurulacağını söylüyor. Kesin olan şu ki, önceki döneminde belki Fenerbahçe tarihinin en verimli transferlerine imza atan Daum yaşlandıkça hırslanıyor, hırslandıkça oyunun kurallarını değiştirecek yenilikler getiriyor, yeni değerler kazandırıyor.


Resmi bir açıklama olmasa da Alman teknik adam ilk basın toplantısında "Fenerbahçe'ye maç analizi konusunda, futbolcunun taktiksel eğitimi anlamında yeni bir sistem getireceğiz. Oyuncu ve rakip gözetleme sistemi yeniden oluşacak." sözleriyle bir ipucu vermişti bu konuyla ilgili. Gerçekleşmesi halinde, bu proje Fenerbahçe Üniversitesi ve Spor Akademisi için atılacak adımların sıklaşmasını bile sağlayabilir. Başarılı olması halinde de kulübün tanınmış ve şova dönük futbolcu transfer etme geleneğini yıkıp, futbol yönetimini sistematik bir çalışma ortamına dönüştürebilir.

Kaynaklar:
http://www.fc-koeln.de/index.php?id=1609
http://www.muensterschezeitung.de/sport/eigene_berichte/art335,474298
http://www.moes-blog.de/?p=327
http://colunistas.ig.com.br/futebolalemao/tag/sportslab/
http://www.bild.de/BILD/sport/fussball/bundesliga/vereine/koeln/2008/10/29/pedro-geromel/wurde-im-geheimen-scouting-keller-entdeckt.html
http://fenerbahce.org/fb2008/popdetay.asp?ContentID=16283

12 Temmuz 2009 Pazar

Savaşan bir Fenerbahçe...

Başkanın bu açıklamasıyla başlayan transfer dönemi en azından bu işe yaradı. Burak Yılmaz bugünkü haberlere göre Eskişehirspor'la kiralık olarak anlaştı ve takımdan ayrıldı.

Fenerbahçeye geldiğinde "yeni bir Serhat olur mu" dendi, sağda "Kazım'ı, Deivid'i keser mi" soruları soruldu... Ama o Kazım'ı, Deivid'i değil; sadece futbol topundan çok ilgilendiği saçlarını kesti.

Kendisine Fenerbahçe forması verilmesinin değerini bilemeyenlerin takımdan ayrılmaları beni her zaman mutlu etmiştir. Fenerbahçedeki 1 senesi boyunca hiçbir ilerleme gösterdiğini göremediğim Burak Yılmaz Fenerbahçelilerin akıllarında kalan herhangi bir karede yer alabilmiş midir merak ediyorum açıkcası. Yolu açık olsun.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Güiza'nın Son Haşırtması



Zenit'in teklifini biraz daha arttırması gerekecek sanırım...

22 Haziran 2009 Pazartesi

Oguchi Onyewu Iddiasi


Skysports kaynakli habere gore Amerikan milli takiminin stoperlerinden Oguchi Onyewu Fenerbahce'ye transfer oldu. Dogrulugunu zaman gosterecek. Varsa boyle bir ihtimal resmen aciklanmasi icin ABD'nin Konfederasyon Kupasi'ndan elenmesi beklenebilir.

Bu transferin bir anlami da Lugano'ya kapilarin tamamen kapanmasi olur.

Nijerya asilli ABD vatandasi Onyewu 27 yasinda ve oyuncunun sozlesmesi bu yaz sona eriyordu.

20 Haziran 2009 Cumartesi

Potada Sezonun Ardından


Basketbolda bir sezon daha geride kaldı. Efes Pilsen karşısında 2-0 öne geçtikten sonra kaybettiğimiz seri bizleri derinden üzdü. Ama artık önümüze bakma zamanı. Son iki sezonda rakiplerimizi süpürerek aldığımız şampiyonlukların ardından Efes'in son bir atakla Ergin Ataman'a yönelmesiyle yeni bir rekabet doğdu. Başına geçtiği takımların kalitesini transferlerle yükselten Ergin Ataman geçtiğimiz yıllarda oyun kuruculuğunu Can Akın, Mustafa Abi veya uyum problemi yaşayan Amerikalılar'ın yaptığı Efes'e ister istemez seviye atlattı. Kerem Tunçeri, Ender Arslan ve hatta finallerde şans bulamayan Engin Atsür ve Milos Vujanic ile güçlü bir oyun kurucu rotasyonu kuran Ergin Ataman; Mario Kasun ile pota altına sınıf atlattı. Charles Smith ve Shumpert gibi iki etkili şutör ve finalin kilit oyuncusu Sinan Güler'in de katkılarıyla Efes Pilsen komple bir takım halini aldı. Bütün bu revizyona bakınca Türkiye'de basketbolun gelişimi için yatırım yaptığı sanılan Efes Pilsen'in finallerde 2-0 geriye düştükten sonra Federasyonu şube kapatmakla tehdit etmesine anlam verebiliyorum. Çünkü hiçbir ticari kurum bu revizyonları her sene yapmaya tahammül edemez.

Efes Pilsen geçen sezon kadrosunda bulunan Kerem Gönlüm ve Ender Arslan'ın dışında bütün oyuncularını gönderip yaptığı 10 transfer ve Ergin Ataman hamlesiyle son kurşununu atmıştı. Seride 2-0 geriye düşüldükten sonra işi çirkinleştirip ibreyi tersine çevirmeyi denediler. Neticede hayatta kalmayı başardılar. Bu yönetim tarzıyla Efes Pilsen'in altyapısıyla ayakta kalan lokomotif takım olarak tanımlanması zorlama bir ifadeden öteye geçmez. Aydın Örs takımdan ayrıldıktan sonra Efes Pilsen'in bir spor kulübünden bir ticarethaneye dönüştüğünü kabul etmek gerekir. Kaybedilen her şampiyonluktan sonra transfere bel bağlanması kulübü kuyunun dibine getirdi. Bu durum Efes Pilsen'in dillere pelesenk olmuş lokomotifliğinin de tekel olmasından kaynaklandığını gösteriyor. Taht sallanınca en kolay yol olan transfere başvuruldu. Neticede bir müessesenin sürekli kaybettiği bir alanda yaşaması mümkün değildir. Eğer Efes Pilsen basketbola yatırımlarında samimi olsaydı bunun bahsi bile açılmazdı.

Efes Pilsen'i bir kenara bırakıp kendi takımımıza bakacak olursak en önemli sorunumuzun 2 numaralı pozisyonda yaşanan istikrarsızlık olduğu gözüküyor. Bu pozisyonda 3 yıldır düzenli bir şekilde görev yapan Ömer Onan son iki şampiyonlukta savunmasıyla finallerin yıldızı olsa da genelde savunmasıyla rakibin en önemli oyuncusunu saf dışı bırakarak "yardımcı oyuncu" hüviyetinde bunu başarıyordu. 2007'de 2 numaralı pozisyonun hücum silahı İbrahim Kutluay, 2008'de ise Tarence Kinsey olmuştu. Bu sezon ise Ömer hem durduran hem vuran olmak zorunda kalınca aksaklıklar yaşandı. 35 yaşına basan ve geçen sezonun yarısında Yunanistan'a gittikten sonra geri dönmesine izin verilmeyen İbrahim Kutluay'ın yerine sezon başında Utah Jazz'dan Gordan Giricek transfer edilmişti. Koç Bogdan Tanjevic Gordan Giricek'in sakatlığı nedeniyle ligde sadece 15 maç oynayacağını bilse İbrahim'i bir sezon daha kadroda tutmak isteyebilirdi. Neticede dış atışlarda 38 yaşındaki Mrsic'in eline bakıyor olmamız bile bu bölgede takviyeye ihtiyaç duyduğumuzun apaçık göstergesi.

Bir başka sıkıntımız olan oyun kurucu pozisyonunda Solomon'un gelmesiyle bu sorunu büyük ölçüde aştık. Emir'in yardımıyla işi götürmeye çalışan Green, Solomon'un gelişiyle daha rahat oynamaya başlarken, Damir de tamamen 2 numaraya kayarak Gordan Giricek'in yokluğunu hissettirmemeye çalıştı. Her ne kadar Solomon'un top kayıplarıyla başımıza işler açtığı söylense de herhangi bir oyun kurucu transferi olmadan Efes Pilsen karşısında hücumda kilitlenmeye çok müsait bir yapımız var. Eğer bir transfer söz konusu olacaksa da Solomon'dan daha az uyum sorunu çekecek oyuncu bulamazdık. Bu konuda teknik ve idari yönetim ellerinden geleni yapmıştır. Ancak 2 numaralı pozisyonun bir numaralı ismi olacak oyuncunun yokluğu hücumlarda tıkanmalara ve aksamalara sebep olmuştur. Bu zaafımızı iyi değerlendiren Efes Pilsen de 3 yıl aranın ardından bir şekilde şampiyonluğa ulaşmıştır.

Son olarak da Fenerbahçemiz'in kendi taraftarı önünde oynadığı bütün maçları kaybetmesinin ne anlama geldiğini düşünmekte fayda var. Burada bence iki unsur göze çarpıyor. Birincisi takımımızın yarısı 1986 ve sonrasında doğmuş genç oyunculardan kurulu. Preldzic, Vidmar, Oğuz, Ömer, Semih, hatta Serhat ve Enes. Bu oyuncular maalesef 12 bin kişilik Abdi İpekçi'de sezonun büyük bölümünü boş tribünler önünde oynuyorlar. Fenerbahçe gibi büyük bir camianın oyuncularının kendi taraftarı önünde daha başarısız olmasının bana göre tek açıklaması o salona düzenli bir şekilde giden 5 bin Fenerbahçe taraftarının olmamasıdır. Maalesef Abdi İpekçi ya şampiyonluk kutlamak için ya da bıçak kemiğe dayanınca doluyor. İlk durumda tribünlerdeki rehavet, ikincisinde de gerginlik oyuncuları zorluyor. Genç bir kadroya sahibiz ve alttan Enes Kanter gibi yeni gençler de geliyor. Bu gençlerin kalabalık tribünler önünde oynamayı derbi maçlarda veya Partizan, Aris gibi deplasmanlarda çuvallayarak değil, kendi taraftarı önünde daha fazla oynayarak hatalar yaparak öğrenmesi gerekiyor.

Neticede Fenerbahçemiz basketbolda Efes Pilsen'in büyük yatırımlarla kurulmuş hırslı kadrosuna şampiyonluğu kaptırdı. Bu sezondan çıkarılacak çok önemli dersler var. Öncelikle bozgunculuk yapmadan, Efes'in sağlıksız yapısını örnek almadan sakin kafayla düşünerek kararlar verilmelidir.

Transferde bu sezon verim alamadığımız Gordan Giricek'in eksikliği mutlaka göz önünde bulundurulacaktır. Shumpert, Charles Smith gibi oyuncuları varken Efes Pilsen'in Avrupa'nın en değerli şutörlerinden Rakocevic'i getirmesi önümüzdeki yıl için güzel bir motivasyon kaynağı olabilir. Fenerbahçe'nin sporcu yetiştirdiği kadar yarışmacı bir takım olduğunu bilen Tanjevic'in yönetiminde gerekli takviyelerle hem Türkiye hem de Avrupa'da çok daha başarılı olacağımıza inanıyorum. Efes Pilsen'e kaybettik diye ortalığı yakıp yıkmanın anlamı da yok. Hırslarını çirkinliğe ve çirkefliğe dönüştürüp hakemleri baskı altına alarak serinin seyrini tamamen değiştirdikleri için ve rakibinin hakkını vermemekte direnen Fenerbahçe düşmanı teknik adamları nedeniyle Fenerbahçe taraftarının nefretini kazanan bir rakip var karşımızda. Ama paraya kıyıp sadece Türkiye'de değil Avrupa'da başarılı olabilecek bir takım kurduklarını da kabul etmek gerekir. Biz de kendi imkanlarımızı, altyapımızı ve istikrarlı bir şekilde gelişme gösteren takımımızı kullanarak Avrupa'da paraları saçan Efes Pilsen gibileriyle mücadele etmeye çalışacağız. Bin adet sabit seyirci bulamayan ve taraftar kaynaklı basketbol geliri olmayan bir branşta dönüşü olmayan harcamalarla kalıcı başarılar elde etmek imkansız. Bu nedenle hem taraftarımız takımlarına sahip çıkmalı, yönetimimiz de basketboldaki teknik politikasını kararlılıkla sürdürüp basketbolu takip edecek sabit bir taraftar kitlesi oluşturmaya kafa yormalıdır.

13 Haziran 2009 Cumartesi

Mehmet'i aldık, topuzu da bize kalmasın...

Yıldırım Demirören topuzu aldı...Mehmet Topuz transferi Aziz Yıldırım'ın masaya yumruğu vurmasıyla sonuçlandı diyebiliriz. Özellikle Topuz'un Fenerbahçe maçlarındaki antipatik hareketleri nedeniyle bu transfere aylar öncesinden karşı çıkan Fenerbahçeliler olduğu gibi Türk futbolcular arasında sivrilmiş bir isim olmasından dolayı onu Fenerbahçe formasıyla görmek isteyenler de oldukça fazlaydı.

Mehmet Topuz "Ben Beşiktaşlıyım, Fenerbahçe'de de oynamam" dediği gün birçok kişi gibi benim için de transferin boyutu tamamen değişti. Bu transfer bir futbolcuyu kadroya katmaktan öte Türkiye'de futbolu kuralıyla oynayanların atacakları gol veya takacakları kapak meselesi haline geldi.

Daha birkaç ay önce benzer bir yöntemle şampiyonluğun mimarlarından "Fenerbahçeli" Yusuf Şimşek'i Trabzonspor'un elinden kapıp "doğuştan Beşiktaşlı" olarak kamuoyuna tanıtan Beşiktaş bu defa sert kayaya çarptı. Mehmet Topuz şu veya bu sebeple insani kalitesini, profesyonelliğini yerle bir etme pahasına bazı popülist açıklamalar yapmış olsa da Fenerbahçe'den başkasına yar olmadı. Oyunu kuralına göre oynayan Mehmet Topuz'u transfer etti. Yıldırım Demirören, sözde menajer Metin Korkmaz ve Mehmet Topuz ise ağızlarından çıkan lafları yemekle meşguller.

Talimatlar diyor ki, önce futbolcunun kulübüyle anlaşılıp oyuncuyla görüşmek için izin alınır, ardından futbolcuyla görüşülüp anlaşılır. Devre arasında Trabzonspor bu tavrı "etik olmayan davranış" olarak tanımlayıp bir kınama mesajıyla aradan çekilince Beşiktaş da amacına ulaşmış oldu. Halbuki bu davranış suç, talimatlara aykırı. Fenerbahçe de Mehmet Topuz o lafları sarfettikten sonra transferden vazgeçebilirdi. Ama geri adım atınca da ne kendini akıllı sanan "eziklerin" kural tanımazlığı gündeme geliyor ne de sizin elinize geçen birşey oluyor.

Mehmet Topuz transferinin futbol anlamında bize ne vereceğini hiç merak etmiyorum. Beklentim tüm Avrupa'da ceza verilen bu şark kurnazlığının, UEFA'ya bağlı bir federasyon tarafından da benzer şekilde değerlendirilmesi. Beşiktaş kulübü kimseden saklamadığı bu girişiminden dolayı, menajer Korkmaz ise Kayserispor ile anlaşılmadan futbolcu adına Beşiktaş ile anlaştığı için cezalandırılmalıdır. Aziz Yıldırım'ın bu riskli ama sağlam duruşu Türk futbolu için ancak bu şekilde ödüllendirilip kazanca dönüştürülebilir. Aksi halde Türk futbolunda değişen hiçbir şey olmaz. Futbolcular kurallara uymaya çalışan başkanların "Beni neden arıyorsun, kulübünle anlaşıp seni alacağız." sözlerini samimiyetsizlik olarak algılar; bazı parazitler açık açık futbolcuyu ayartıp üstüne oyunu kuralına göre oynayanlara ezik yakıştırması yapar; kulüpler de ihtiyaç duydukları futbolcudan bu parazitler yüzünden vazgeçip hem masada hem sahada kaybederler.

Sonuç olarak, popüler deyimiyle Mehmet'i aldık ama "topuz"u başka birilerinin alması gerekiyor. Aziz Yıldırım bu riski bir futbolcu için almadı, camia da bir futbolcu yüzünden çalkalanmamalı. Başarısızlık halinde olası bir muhalefet söylemi haline geleceğinden emin olsam da camia olarak Aziz Yıldırım'ın bu transferle ilgili yaklaşımına destek verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak bizim dışımızda federasyonun da sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor. Neticede bizim kapak takmaktan başka yaptırımımız yok. Kurallara uyanları taçlandırıp maganda başkan ve holigan menajerleri "topuz"landıracak iradeyi Türkiye Futbol Federasyonu'ndan beklemek en doğal hakkımız...

8 Haziran 2009 Pazartesi

Tam bir futbolsever...


O biir Beşiktaşlı, o biir Kayserisporlu, o biiir Galatasaraylı, o biir Fenerbahçeli, o bir ki üç Mehmet Topuz geliyor!!!

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Gözün Aydın Değerli Basın


"Fenerbahçe taraftarıyım ve bu statta oynamak her zaman hayalim olmuştur."

Mesut Özil
Werder Bremen & Almanya

15 Mayıs 2009 Cuma

Transfer Harcamaları - Seçim 2009


Aziz Yıldırım basın mensuplarıyla yaptığı yemekli toplantıda ortaya konacak olumlu veri bırakmamış. Madem öyle biz de ders çıkarılması gereken verilerden bahsedelim.

İlk grafiğimiz futbolcu ve kulüplere ödenen transfer ücretleri ve ayrılan bütçeyle ilgili. Gerçi doğrudan bir ilişki kurmak güç ama altta da yıllara göre yapılan transferler var.

2003: Sergei Rebrov(Tottenham), Vladimir Beschastnykh(Spartak Moskova), Erhan Albayrak(Arminia Bielefeld), Kemal Aslan(Gaziantepspor); Olcan Adın(Kartalspor), Selçuk Şahin(İstanbulspor), Fabio Luciano (Corinthians), Marco Aurelio(Trabzonspor), Pierre van Hooijdonk(Feyenoord), Mahmut Hanefi Erdoğdu(Sakaryaspor), İvailo Petkov(İstanbulspor), Servet Çetin(Denizlispor),Stjepan Tomas(Como), Marcio Nobre(Cruzeiro)
2004: Mehmet Yozgatlı(İstanbulspor), Murat Hacıoğlu(Diyarbakırspor), Serkan Balcı(Gençlerbirliği), Alex de Souza(Cruzeiro), Önder Turacı(Standard Liege), Deniz Barış(Gençlerbirliği), Fabiano Lima Rodriguez(Corinthians), Rüştü(Barcelona), Gürhan Gürsoy(Adanaspor)
2005: Nicolas Anelka(Manchester City), Serdar Kulbilge(Bursaspor), Stephen Appiah(Juventus), Zafer Biryol(Konyaspor),
2006: Uğur Boral(Gençlerbirliği), Tümer Metin(Beşiktaş), Diego Lugano(Sao Paulo), Mateja Kezman(Atletico Madrid), Edu(Cruzeiro), Deivid(Sporting Lizbon)
2007: Roberto Carlos(Real Madrid), Vederson(Ankaraspor), Colin Kazım Richards(Sheffield United), Ali Bilgin(Antalyaspor), İlhan Parlak(Kayserispor), Gökhan Gönül(Gençlerbirliği Oftaşspor), Yasin Çakmak(Çaykur Rizespor)
2008: Maldonado(Santos), Güiza(Mallorca), Burak Yılmaz(Manisaspor), Emre Belözoğlu(Newcastle United), Josico(Villareal)
2009: Gökhan Emreciksin(Ankaragücü), Abdülkadir Kayalı(Ankaragücü)

2005'te Anelka ve Appiah transferleriyle ikiye katlanan harcamalar sürekli artış halinde. Ancak ücretlerdeki sürekli artışı körükleyen muhtemelen ödemelerin yıllara yayılması ve "her yıl yeni bir yıldız transfer" politikası.

Ancak benim asıl dikkatimi çeken husus futbolcu araştırma komitesi harcamaları ile transfer harcamaları arasındaki bağlantı. Christoph Daum'un sıfırdan bir takım kurduğu 2003 ve 2004 yıllarında son 6 yılda futbolcu araştırma komitesi için harcanan en yüksek bedeli görüyoruz, o da 120 bin TL civarında. Bununla beraber son 6 yılda en çok transfer yapılan ama en az para harcanan yıllar da bunlar.

İlerleyen yıllara bakıldığında 2008 yılı çok acı bir tabloyu gözler önüne seriyor. O da şu ki, Aziz Yıldırım 2008 sezonu sonunda mevcut kadronun kaliteli ama alternatifsiz olduğunu inkar edip "yürüye yürüye" şampiyon olmamız gerektiğini iddia ediyordu. Sanırım bu nedenle geçen yıl futbolcu araştırmasına para ayrılmadı. Çeyrek finale çıkmış olmasına rağmen kadro darlığından sezon sonuna doğru nefesi tükenen bu ekibe yeterli takviye yapılmadığı için de maalesef Aragones'in başarısız sonuçları için zemin hazırlanmış oldu. Bu iddialı açıklamaları tam bir yıl sonra Aziz Yıldırım'ın "kafasına en uygun" teknik direktörle çalışmasına engel oluyor.

NOT: Transfer edilen futbolcular için Alper Duruk'un Futbol ve Fenerbahçe Arşivi turkfutbolu.net'ten yararlanılmıştır.
Blog Widget by LinkWithin