Maç Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Maç Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2011 Pazar

'Es'ip Geçtik


27'nci haftada oynanan Bursaspor maçında kaybedilen iki puanla liderliği Trabzonspor'a kaptırmıştık. Ligin 28'inci haftasında açılışı yapan Bursaspor kendi evinde Antalyaspor'a yenilerek şampiyonluk şansını mucizelere bıraktı. Fenerbahçe karşısında ortaya koydukları futbolla zaten şampiyonluktan ziyade Fenerbahçe'ye puan kaybettirmeyi amaçladıklarını göstermişlerdi. Şampiyonluk iddiasını sürekli dillendiren bir takım için bitime 7 hafta kala rakibinden 9 puan geride kalmaya razı olmak başlı başına bir kayıptı. Bunu da Ertuğrul Sağlam "Şampiyonluğu geçen hafta Kadıköy'de kaybetmiştik." sözleriyle geç de olsa teyit etti. Ancak kimse kendisine "Fenerbahçe maçında beraberliğin şampiyonluğu kaybettirdiğini düşünmenize rağmen Fenerbahçe karşısında neden 'Çanakkale Geçilmez'i oynadınız?" sorusunu soramadı. Zira sorunun cevabını herkes biliyordu. Fenerbahçe'nin şampiyon olamaması en az Bursaspor'un şampiyonluğu kadar değerliydi.

Bursa maçını geride bırakırken Fenerbahçe için zorlu yolculuk aynı ciddiyette devam ediyordu. Trabzonspor'un Türk Telekom Arena'daki maçta küme düşme hattındaki zayıf rakibi Galatasaray'ı rahat geçeceği düşüncesi Eskişehir deplasmanından galibiyetle ayrılmayı zorunlu hale getiriyordu. Olası bir puan kaybında rakibi tekrar yakalamak için 6 hafta yeterli olmayabilirdi. Selçuk ve Dia'nın sakatlıkları nedeniyle götürülmediği deplasmanda, son iki lig maçında takımdan ayrı kalan Emre tekrar sahadaydı. Son haftalarda formsuz bir görüntü çizen Özer ise ilk 11'deki yerini Caner Erkin'e bıraktı. (Volkan, Gökhan-Lugano-Yobo-Santos, Topuz-Cristian-Emre-Caner, Alex-Niang)

Hızlı Başlangıç

Eskişehirspor karşısında maça beklendiği gibi tempolu başlamadı Fenerbahçemiz. Sol kanatta az adamla kaldığımız pozisyonda Eskişehir Batuhan'ın kafasıyla öne geçti. Golden hemen sonra daha fazla sorumluluk alıp rakip kaleye gitmeye başlayan takımımız iki atakta Caner ve Niang ile birer gol bularak kısa sürede sancısız bir geri dönüş gerçekleştirdi. İlk yarının sonuna kadar daha düşük tempoda, topa sahip olarak rakibin açıklarını aradık. İki golün de pasını veren Alex ile iki net pozisyon daha bulmamıza rağmen Eskişehir kalecisi İveşa'nın başarılı kurtarışları farkın açılmasına engel oldu. İkinci yarıda oyunu büyük ölçüde kontrol altında tutan Fenerbahçemiz dakikalar ilerledikçe rakibe imkanlar vermeye başladı. Batuhan ile bir pozisyonda direğe takılan rakibin ümitleri maçın sonlarında oyuna dahil olan Semih'in attığı golle tükendi.

Uzun zaman sonra ilk 11'de ve sol önde şans bulan Caner günün göze batan isimlerinden birisi oldu. Attığı golle maça iyi başlangıç yapan ve ikinci yarıda rakip kaleye çok etkili bir şut gönderen Caner savunmada da rakibi rahatsız eden tarzıyla ümit verdi. Alex'in asistleri ve girdiği gol pozisyonları onu yine her zamanki gibi takımın en etkili ismi yaptı. Kaptanı bu maçta sıkça rakip kaleye en yakın oyuncu olarak gördük. Bunda Niang'ın ikinci yarıda Aykut Hoca'nın isteği, bazen de kendi kararıyla sıkça kanatlara geçmesinin etkisi vardı. Son olarak Lugano topla en fazla haşır neşir olduğu maçlardan birisini geride bıraktı. Kaçan gol pozisyonlarından birinin gelişiminde Uruguaylı'nın Gökhan Gönül'ün koşuyoluna gönderdiği nefis pas ise maçın en beklenmedik hareketlerinden biriydi.

Gerek Eskişehir'in iç saha maçlarındaki başarısı, gerekse de deplasman maçlarında zaman zaman yaşadığımız sıkıntılar nedeniyle endişe ile baktığımız bir karşılaşmayı beklediğimizden rahat geçtik. Trabzonspor'un Türk Telekom Arena'daki maçından bizim için hayırlı bir sonuç çıkma ihtimali Galatasaray'ın kümede kalma mücadelesine verdiği önemle eşdeğerdir. Son haftalarda rakipler can havliyle peş peşe galibiyetler alabiliyorlar. Bu nedenle düşme hattıyla aradaki 9 puanlık farkın ezeli rakipte rehavete yol açmaması gerekir. Bizden söylemesi...

Fotoğraf: ntvspor.net

31 Ocak 2011 Pazartesi

Hayata Döndük



Kabus gibi geçen Türkiye Kupası maçlarında oluşan ve yaklaşık 1 aydır süren karamsar tablo ikinci yarının ikinci haftasında gelen Trabzonspor galibiyetiyle yerini umutlu ama temkinli bir bekleyişe bıraktı. Ortaya koyduğumuz futbol herkesi hayal kırıklığına uğratsa da, ligin ilk yarısını liderin 9 puan gerisinde tamamlamış olmanın değerini bugün anlıyoruz. Zira iki haftada kendimizi Trabzon ve Bursa'nın ensesinde bulduk.

İkinci yarının açılış maçında Antalyaspor karşısında alınan galibiyet hem Trabzonspor hem de Bursaspor'un haftayı beraberliklerle kapatmaları nedeniyle çok önemliydi. Ancak ortaya konan futbol gelecek için umut vermiyordu. Trabzonspor maçı tam bir ölüm kalım maçı halini aldı. Aslında amacımız da Trabzonspor maçına bir anlam kazandırmaktı. Bu nedenle de Antalyaspor karşısında alınan 1-0'lık galibiyete sahadaki futbolcular deliler gibi sevindiler. Geçen hafta herşeye rağmen alınan galibiyetin bugün oynanan maçın atmosferine etkisi tartışılmaz. Taraftar gruplarının yeniden donattığı tribünler, Trabzonspor gibi kalburüstü orta sahası olan bir takıma önde baskı yapıp çuvallamayan bir takım, elde edilen haklı galibiyet ve kış uykusuna yatan şampiyonluk ümitlerinin tekrar yeşermesi. Bu akşam adeta hayata döndük.

Derbilerin Kilidi Yine Sahnedeydi

Fenerbahçemiz sahaya Volkan, Gökhan-Lugano-Yobo-Santos, Mehmet-Selçuk-Emre-Dia, Alex-Niang ilk 11'i ile çıktı. Bu sezon fazla görme fırsatı bulamadığımız agresif başlangıç bizleri bekliyordu. Fenerbahçe orta sahası Selçuk, Emre ve Mehmet Topuz'un önderliğinde Selçuk-Colman'ın yükünü çektiği Trabzonspor orta sahasına üstünlük kurdu. Maçların ilk yarılarına göre ligin açık ara lideri olan Fenerbahçemiz böyle bir iştah ve üstünlükle başladığı maçın başında Lugano ve Niang ile iki gol birden bulmayı başardı. İki farklı öne geçtikten sonra bu süreçte sarfedilen yüksek efor nedeniyle yaşanan düşüş ilk yarının son 10-15 dakikasında Trabzonspor'u kalemize yaklaştırsa da sonuç değişmedi.

İkinci yarıda merakla beklenen ise Fenerbahçe'nin alışkanlığını sürdürüp son yarım saatte yelkenleri suya indirip indirmeyeceğiydi. Bünyamin Gezer maç boyunca her faulde eline cebini götürme hastalığıyla Selçuk'u iki faulle dışarı gönderdi. Tam orta sahada bir değişiklik beklentisine girmişken bu sefer Trabzonspor cephesinde Glowacki benzer şekilde oyundan atıldı. İkinci yarının başından Glowacki'nin atıldığı 70'inci dakikaya kadar geçen sürede Trabzonspor'un Fenerbahçe'ye bariz bir üstünlük kuramamasının altında Trabzonspor'un ikinci yarıya Colman'ın yerine Yattara'yla başlaması yatıyordu. Trabzonspor'un Selçuk-Colman ve hatta zaman zaman bu ikiliye katılan Ceyhun ile Fenerbahçe orta sahasına ve Fenerbahçe takımına geçmiş maçlarda zorluklar çıkardıklarını hatırlıyoruz. Ancak Selçuk İnan'ın yalnız başına kaldığı dakikalarda Trabzonspor hem ihtiyaç duyduğu baskıyı kuramadı, hem de Fenerbahçe'nin son dakikalara daha diri girmesini sağladı. Biz de bu hamlesi nedeniyle Şenol Güneş'e şükranlarımızı iletiyoruz.

Transfer Beklentisi

İkinci yarıya girerken transfer yapılmaması taraftarın futbol takımına ilgisini sıfıra indirse de, bu hamlesizliğin istemeden de olsa iki haftada alınan 6 puanda payının olduğunu düşünüyorum. Zira futbol takımının beklentileri yüksek olsa da camianın baskısı pek hissedilmedi, üzücü olsa da camia takıma olan güven eksikliği nedeniyle havlu atmaya hazırdı. Trabzonspor maçından sonra işin seyri değişti. Bugünden itibaren camianın beklentileri yükselecek. Bu beklentilerin altında kalmamak için de takımın orta sahasındaki alternatifsiz yapıyı unutmamak gerekiyor. Bu nedenle Aykut Kocaman'ın orta sahaya transfer yapılabileceği mesajı maçtan sonra gündemi en çok işgal eden açıklamaydı. Genelde maç kaybedince gündem değiştirmek için ortaya atılan transfer söylentilerinin aksine böylesi bir galibiyetten sonra gelen bu açıklama sevindirici. Transfer gerçekleşir mi, ne kadar faydalı olur, tartışılır; ancak bu durum teknik kadronun takımın eksiğinin farkında olduğunu gösteriyor.

Neticede Fenerbahçemiz açısından sıkıntıların devam ettiğini söyleyebiliriz, en azından Trabzonspor maçının bir illüzyon olmadığının ispat edilmesi gerekiyor. Aynı istek ve arzuyu önümüzdeki Manisaspor deplasmanı ve geride kalan maçlarda gösterip, ikinci yarılarda da maç kazanabilen bir takım olabilecek miyiz; futboldan ümidini kesen Fenerbahçe taraftarına bugün "Acaba?" dedirten futbolun devamı gelir mi; emin değilim. Takım ilk kez zorluk seviyesi yüksek bir maç kazanmış olsa da Trabzonspor cephesinin maçı Fenerbahçemiz açısından kolay hale soktuğunu da söyleyebiliriz. Bu nedenle saha sonuçlarında istikrar camiayı şampiyonluk hedefine yönlendirecek yegane unsurdur. Üzücü olan ise ümitsiz taraftarı şampiyonluğa inandırma görevi yine takıma düşüyor.

5 Aralık 2010 Pazar

Kaptan Gemisini Taşıyor


Son zamanlarda maç yazılarını aksattık. Yazısız geçen dört haftayı aynı yazı içinde detaylı bir şekilde değerlendirmek zor olduğu için büyük resme bakmaya çalışmak daha uygun gözüküyor. Tıpkı geçen sezon olduğu gibi Gaziantepspor deplasmanında uzun süre önde götürdüğümüz maçta kaybedilen üç puan herkesi karamsarlığa sürükledi. Ancak sonraki haftalarda aldığımız puanlar yarışa tutunmamızı sağladı.

Yıllardır topa sahip olma oranlarında ligin zirvesinde olan bir takımın oyun hakimiyetini rakibe çok kolay teslim etmesi Gaziantepspor maçı sonrası Fenerbahçeliler'in gündemindeydi. Maçı anlatan spikerler karşılaşmaların ilk yarılarına bakılırsa Fenerbahçe'nin açık ara lider olacağından bahsediyorlardı. Bu da takımın dakikalar ilerledikçe fiziksel açıdan oyundan düştüğünün bir deliliydi aslında. Bu da sezonu açtığımız günden beri şikayet ettiğimiz başlıca unsur. Young Boys karşısında ayakta duracak gücü olmayan takımdan, Gaziantepspor karşısında gücü yetmeyince hakimiyeti rakibe bırakan Fenerbahçe'ye kadar geçen sürece bakıldığında temel sorunun değişmediğini görüyoruz. Yeni transferlerin takıma uyum sağlaması, Aykut Kocaman'ın takıma oyun anlayışını benimsetmesi bu sürecin olmazsa olmazlarıydı. Ancak kondüsyon planlamasının sezon başında neye göre yapıldığına halen anlam verebilmiş değilim. Takımın devrenin bitimine 5 hafta kala form tutmaya başladığını görünce Avrupa kupalarına katılmadığımıza şükrediyorum. Bugün sezonu kapatmış olabilirdik. Umarım planlamalardaki bu tutarsızlık ikinci yarı ve önümüzdeki yıllarda tekrarlanmaz.

Kaptan'ın Seyir Defteri

Bucaspor maçında lig yarışına tutunabilmek için galibiyetten başka şansımız yoktu. Antep'te ligdeki 100'üncü golünü atan Alex'in çabaları galibiyet için yeterli olmamıştı. Kaptan Alex Bucaspor karşısında tekrar sahneye çıktı. Fenerbahçe'nin lig tarihindeki 3000'inci golüne de imza attığı bu zor maçta ilk 25 dakikada attığı üç golle maçı kopardı. 5-2'lik galibiyetle nefes alan takımımızın sonraki hafta rotası kabus haline dönen Olimpiyat deplasmanıydı. İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a karşı deplasmanda galibiyet yüzü göremeyen takımımızda Alex yine kilidi açan isim oldu. 3 hafta üst üste ilklere imza atan Alex deplasmanda kaybedilen puanlara da bir nokta koymuş oldu.

Cristian'ı Kazanmaya Çalışmak

Bucaspor ve Belediye maçlarının ortak özelliği Emre Belözoğlu, Lugano gibi as oyuncularımızın eksikliğiydi. Ancak yerlerine oynayan genç futbolcumuz Gökay ve Bekir görevlerini yerine getirerek bu zorlu süreci kayıpsız atlatmamıza yardımcı oldular. Diğer taraftan Gaziantepspor karşısındaki silik futboluyla hedef tahtasına çekilen Cristian'ın bu süreçte Aykut Kocaman tarafından kazanıldığının da altını çizmekte fayda var. Zira tribünleri kukla gibi oynatabilen efsane futbolcumuz Rıdvan Dilmen'in hedef göstermesiyle Bucaspor maçında da taraftarın tepkilerine maruz kalan Cristian'a herşeye rağmen sahip çıkması Aykut Hoca'nın tıpkı Alex tartışmalarında olduğu gibi futbolcusunu kazanmaktan yana olduğunu gösteriyor.

Karar Anı

Bu sancılı sürecin ardından deplasmandan galibiyetle dönmüş olmanın verdiği keyifle Karabükspor karşısına çıktık. Ligin sürpriz takımlarından biri olan rakibimiz, Nijeryalı forveti Emenike'yle savunmamıza zor anlar yaşatsa da takımımızın topa sahip olmaya çalışarak futbol oynamaya çalışması maçın kilidini açtı. Son haftaların yıldızı Alex'in yine iş başında olduğunu hatırlatmakta bir sakınca görmüyorum. Onun ortasını ağlara gönderen Lugano ile öne geçtikten sonra, Mehmet'in ortasını defansın arasından ağlara gönderen yine Alex oldu. Aykut Kocaman'ın maçta aldığı en olumlu karar ise ikinci yarının başında yediğimiz baskı ve gelen golün ardından hızlı oyuncularla kontra atak takımı kimliğine bürünmektense, Stoch'un yerine Selçuk'u alarak topa sahip olan takım olmayı tercih etmesi oldu. Daha önce birçok kez benzer durumlarda Alex'in temposundaki düşüşü Alex'i oyundan alarak çözmeye çalışan Aykut Hoca için alınan bu karar anlamlıydı. Zira Alex'in tempo ve verimliliğindeki düşüş birinci derecede takımın orta sahasının düşmesinden kaynaklanıyor. Alex çıktığında onun hücum hattıyla kurduğu bağlantıyı sağlamakta güçlük çektiğimiz için herşey alt üst oluyordu. Karabük karşısında ise Stoch-Selçuk değişikliğiyle oyunun seyri tamamen değişti. İkinci yarının başında ayağımıza top değmezken, bir anda Karabük topa hasret kaldı.

Neticede üst üste alınan 3 galibiyetle ligde gelecek için umutlanabileceğimiz bir konuma gelmiş olduk. Lider Trabzonspor'un 6, ikinci Bursaspor'un 1 puan gerisinde bulunuyoruz. Halen takım kondüsyonu, orta sahadaki alternatifsizlik ve sol kanatta uyumlu ideal bir ikilinin bulunamaması ciddi soru işaretleri olarak gözükse de doğru bir planlama ve devre arasında atılabilecek adımlarla bunun üstesinde gelebiliriz. Umarım ilk yarının son iki haftasını kayıpsız geçer, devre arasında da takımın zaaflarını ortadan kaldıracak hamlelerde bulunuruz.

7 Kasım 2010 Pazar

Cimbom'a Selam, Yola Devam


Galatasaraylılar için anlam ve önemi büyük olan 6 Kasım gününde oynanan ve 6 golün atıldığı 11'inci hafta mücadelesinde Eskişehirspor'u 4-2'lik sonuçla geçen Fenerbahçemiz ligdeki puanını 21'e çıkartarak sıralamadaki yerini korudu. Geçen hafta Bursaspor deplasmanında iki takımın da kazanabileceği maçtan 1 puanla ayrıldıktan sonra bu hafta Bursaspor'un puan kaybetmesiyle yarın oynanacak Tabzonspor-Galatasaray maçının sonucundan bağımsız olarak liderle aramızdaki puan farkını azaltmış olduk.

Yüksek Konsantrasyon ve Direnç

Fenerbahçe'nin bu sezon çıktığı maçlardaki en belirgin özelliği rakibe bakışında saklı. Sahada kendisini açıkça belli eden ciddiyet herhangi bir rakibin sadece mücadelesiyle fark yaratmasına engel oluyor. Artan futbolcuların kalitesinden ne kadar istifade edildiği, mücadele olarak ileri giderken sistem ve oyun anlayışı olarak katedilen mesafenin yeterliliği ayrı tartışma konularıdır. Zira sezonun geride kalan bölümünde rakibin kalitesi yükselince çıkan ciddi aksaklıklar uzun vadede üzerine gidilmesi gereken ve ciddiyetsizliğinden şikayet edilen Fenerbahçe takımlarında olmayan bir başka sorunun altını çiziyor. Ancak olaya olumlu tarafından bakılınca düşük kalitedeki takımlara karşı gösterilen ciddiyetsizliklere son verilmesi için olumlu adımlar atıldığını söyleyebiliriz.

3+1 Orta Sahaya Dönüş

Zorluk derecesi yüksek maçlarda istenen seviyede olmasak da Aykut Hoca'nın hatalarını tecrübeye dönüştürmesi gelecek için umut veriyor. Öyle ki, Galatasaray maçının hemen ardından oynanan Bursaspor maçındaki kadro tercihi Aykut Kocaman'ın kendisini geliştirmeye açık bir teknik direktör olduğunu da gösteriyor. Galatasaray karşısında orta sahayı rakibe teslim eden kadro tercihi derbiden puansız ayrılmamıza dahi sebep olabilirdi. Galatasaray karşısında şans verdiği Stoch, Dia, Alex ve Niang 4'lüsünden Dia ve Niang'ın sakatlıkları nedeniyle Bursaspor maçında yer alamamaları Aykut Kocaman'ın alternatiflerini kısıtlasa da, hatasından dönmesine de biraz olsun yardımcı oldu. Sezon başında, Aykut Hoca'nın takımdaki vazgeçilmezlerinden olmasına rağmen son haftalarda hiç şans bulamayan Cristian'ın tekrar takıma katılmasıyla Bursaspor maçında ortasahası çok daha dirençli bir Fenerbahçe gördük. Belki istediğimiz sonucu yine alamadık, özellikle Cristian oyundan çıktıktan sonra Rus ruletine dönen maçtan puansız da ayrılabilirdik. Ancak en azından futbolculardan rakibe saygı beklerken ilk 11 tercihlerinin de bu beklentiye paralellik göstermesini beklemek mesnetsiz bir eleştiri olarak algılanmamalı.

Bu hafta Eskişehirspor maçı için oynayabilecek durumdaki Dia ve Kazım'ın kenarda oturmaları ve sahaya yine Cristian ile çıkmamız bence doğru bir hamleydi. Stoch, Dia ve Kazım gibi forvet oyuncularının orta saha oyuncularıyla yardımlaşmayı, yeri geldiğinde orta saha oyuncusuymuş gibi oynamayı öğrenemedikleri sürece tek pozisyonun aynı tip alternatifleri olmaktan öteye geçmeleri zor. Cristian, Emre ve Mehmet Topuz'un sahada bir arada bulunduğu; tek kanadında ise Stoch, Kazım, Dia gibi oyunculardan birinin bulunduğu bu oyun anlayışı biraz asimetrik olsa da aslında pek çok kişinin hayalini kurduğu 4-3-3'ün bir türevi olarak kabul edilebilir. Gençlerbirliği karşısındaki dizilişi de orta üçlüsü Mehmet-Cristian-Emre, ileri ikiliye orta sahadan Stoch'un daha yakın oynadığı asimetrik bir 4-3-3 olarak tanımlayabiliriz. Buna itiraz edenler olabilir ancak bu tanımlamanın takımın iki kanadındaki oyuncu performanslarını değerlendirirken faydalı olduğunu düşünüyorum. Aslında bu dizilişin örneklerini daha önce defalarca gördük. Zihinlere kazınan Appiah-Deniz-Aurelio-Tuncay ve Deivid-Selçuk-Aurelio-Uğur dizilişlerinde sırasıyla, Tuncay ve Deivid hücum hattına arkadan destek veren üçüncü forvet oyuncuları olarak kabul edilebilirler. Eskişehirspor ve Bursaspor karşısındaki oyuncu grubu da eldeki malzemeden benzer anlayışı ortaya koyabilecek en uygun tercihlerdi.

Uğur, Alex, Deivid ve Kezman'ın bir arada oynadıklarında Inter'e dahi orta saha hakimiyetini kaptırmamamızı da sanırım özellikle Deivid ve Uğur'un sakatlıklar öncesinde Dia ve Stoch'a nazaran gösterdileri orta saha oyuncusu karakterleriyle açıklayabiliriz. Stoch, Kazım ve Dia'dan göremediklerimiz maalesef bunlar. Oyunu çizgide kabul edip ne hücum ne de savunmada orta sahanın parçası olmayı becerebiliyorlar. Bu da sahada sayıca fazla olmalarının önündeki en büyük engel. Aksi halde takımın orta sahasında çıkan aksaklıklar takımın her noktasının aksamasına, Galatasaray maçında olduğu gibi evinde mahkum geçen, Bursaspor maçının son dakikalarında olduğu gibi rus ruletine dönen maçlara sebep oluyor.

Kanatlardaki asimetri

Gökhan Gönül, Mehmet Topuz'un yakın oynadığı sağ kanatta oynayıp yıldızlaşırken, Caner'in Stoch'un arkasında oynarken Gökhan'ın üretkenliğinin yanına yaklaşamaması; benzer şekilde Dia ve Gökhan Gönül'ün beraber forma giydiği dönemde Gökhan'ın savunmadaki defolarının fazlaca ön plana çıkması üzerinde durulması gereken konular bence. Her sorunun Stoch veya Dia tarzı oyunculardan kaynaklandığını ispatlama derdinde değilim, öyle olduğunu da düşünmüyorum. Dia ve Stoch'tan Mehmet Topuz'un yaptıklarını beklemek zaten haksızlık olur. Ancak sadece süratleri nedeniyle de kanatlarda Stoch ve Dia'yı bir arada kullanmak Gökhan ve belki de Caner'in verimini azaltıyor olabilir. Ömer Üründül'ün deyişiyle hatlar arasındaki bağlantıyı koparmaktansa sol tarafta da Mehmet-Gökhan ikilisinin oluşturduğu gibi birbirine daha yakın oynayan bir ikili mi oluşturmalı, yoksa bu asimetri rakiplerin de dengesini bozan bir etken midir?

Maçtan Akılda Kalanlar

Eskişehir maçına dönersek, maçın ardından ön plana çıkan oyuncular olarak Gökhan Gönül, Mehmet Topuz, Alex ve Semih'i sayabiliriz. Maçın 3'üncü dakikasında Alex'in penaltıdan bulduğu golle 1-0 öne geçen takımımızın kolay gol yeme alışkanlığı Sezer'in eşitliği sağlamasına neden oldu. Gecenin yıldızlarından Gökhan Gönül'ün isabetli ortasını kafayla gole çeviren Semih takımını bir daha geri düşmemek üzere öne geçirdi. Devrenin sonunda Gökhan asistten sonra golü de buldu. Devre arasında saçma bir tartışmanın içine girerek adeta kendini attıran Lugano uzun zamandır görmemekten memnun olduğumuz hırçınlığıyla geri döndü. Böylelikle maçın ilk yarısında sakatlanıp yerini Kazım'a bırakan Emre'den sonra Lugano'nun yerini doldurmak için de Stoch'u çıkarıp Bilica'yı oyuna almak zorunda kaldık. Üstelik Bilica talihsiz bir şekilde kalemizde gole sebebiyet verdikten sonra tribünlerin bir kısmı gecenin saçmalığına imza atarak Bilica'yı ayağına gelen her topta yuhaladılar. Bilica kendi kalesine bir gol atsa sevinecekmişcesine ısrarla sürdürülen bu yuhalamalar Semih'in farkı tekrar ikiye çıkmasıyla rafa kalktı.

Fotoğraf: Fenerbahce.org
Blog Widget by LinkWithin