İBB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İBB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Fenerbahçe'ye Medya Kıyağı

LigTV Semih'in kaçırdıklarından 1 gol çıkarıp maçın skorunu 3-0'a bağlamış. Gol dakikasının Trabzon için büyük anlam ve önemi olan 61 olması da ilginç. Trabzonspor cephesinde bu durum "Fenerbahçe'ye Medya, Trabzonspor'a Allah yardım ediyor." açıklamasının bir ispatı olarak görülüyor.

5 Aralık 2010 Pazar

Kaptan Gemisini Taşıyor


Son zamanlarda maç yazılarını aksattık. Yazısız geçen dört haftayı aynı yazı içinde detaylı bir şekilde değerlendirmek zor olduğu için büyük resme bakmaya çalışmak daha uygun gözüküyor. Tıpkı geçen sezon olduğu gibi Gaziantepspor deplasmanında uzun süre önde götürdüğümüz maçta kaybedilen üç puan herkesi karamsarlığa sürükledi. Ancak sonraki haftalarda aldığımız puanlar yarışa tutunmamızı sağladı.

Yıllardır topa sahip olma oranlarında ligin zirvesinde olan bir takımın oyun hakimiyetini rakibe çok kolay teslim etmesi Gaziantepspor maçı sonrası Fenerbahçeliler'in gündemindeydi. Maçı anlatan spikerler karşılaşmaların ilk yarılarına bakılırsa Fenerbahçe'nin açık ara lider olacağından bahsediyorlardı. Bu da takımın dakikalar ilerledikçe fiziksel açıdan oyundan düştüğünün bir deliliydi aslında. Bu da sezonu açtığımız günden beri şikayet ettiğimiz başlıca unsur. Young Boys karşısında ayakta duracak gücü olmayan takımdan, Gaziantepspor karşısında gücü yetmeyince hakimiyeti rakibe bırakan Fenerbahçe'ye kadar geçen sürece bakıldığında temel sorunun değişmediğini görüyoruz. Yeni transferlerin takıma uyum sağlaması, Aykut Kocaman'ın takıma oyun anlayışını benimsetmesi bu sürecin olmazsa olmazlarıydı. Ancak kondüsyon planlamasının sezon başında neye göre yapıldığına halen anlam verebilmiş değilim. Takımın devrenin bitimine 5 hafta kala form tutmaya başladığını görünce Avrupa kupalarına katılmadığımıza şükrediyorum. Bugün sezonu kapatmış olabilirdik. Umarım planlamalardaki bu tutarsızlık ikinci yarı ve önümüzdeki yıllarda tekrarlanmaz.

Kaptan'ın Seyir Defteri

Bucaspor maçında lig yarışına tutunabilmek için galibiyetten başka şansımız yoktu. Antep'te ligdeki 100'üncü golünü atan Alex'in çabaları galibiyet için yeterli olmamıştı. Kaptan Alex Bucaspor karşısında tekrar sahneye çıktı. Fenerbahçe'nin lig tarihindeki 3000'inci golüne de imza attığı bu zor maçta ilk 25 dakikada attığı üç golle maçı kopardı. 5-2'lik galibiyetle nefes alan takımımızın sonraki hafta rotası kabus haline dönen Olimpiyat deplasmanıydı. İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a karşı deplasmanda galibiyet yüzü göremeyen takımımızda Alex yine kilidi açan isim oldu. 3 hafta üst üste ilklere imza atan Alex deplasmanda kaybedilen puanlara da bir nokta koymuş oldu.

Cristian'ı Kazanmaya Çalışmak

Bucaspor ve Belediye maçlarının ortak özelliği Emre Belözoğlu, Lugano gibi as oyuncularımızın eksikliğiydi. Ancak yerlerine oynayan genç futbolcumuz Gökay ve Bekir görevlerini yerine getirerek bu zorlu süreci kayıpsız atlatmamıza yardımcı oldular. Diğer taraftan Gaziantepspor karşısındaki silik futboluyla hedef tahtasına çekilen Cristian'ın bu süreçte Aykut Kocaman tarafından kazanıldığının da altını çizmekte fayda var. Zira tribünleri kukla gibi oynatabilen efsane futbolcumuz Rıdvan Dilmen'in hedef göstermesiyle Bucaspor maçında da taraftarın tepkilerine maruz kalan Cristian'a herşeye rağmen sahip çıkması Aykut Hoca'nın tıpkı Alex tartışmalarında olduğu gibi futbolcusunu kazanmaktan yana olduğunu gösteriyor.

Karar Anı

Bu sancılı sürecin ardından deplasmandan galibiyetle dönmüş olmanın verdiği keyifle Karabükspor karşısına çıktık. Ligin sürpriz takımlarından biri olan rakibimiz, Nijeryalı forveti Emenike'yle savunmamıza zor anlar yaşatsa da takımımızın topa sahip olmaya çalışarak futbol oynamaya çalışması maçın kilidini açtı. Son haftaların yıldızı Alex'in yine iş başında olduğunu hatırlatmakta bir sakınca görmüyorum. Onun ortasını ağlara gönderen Lugano ile öne geçtikten sonra, Mehmet'in ortasını defansın arasından ağlara gönderen yine Alex oldu. Aykut Kocaman'ın maçta aldığı en olumlu karar ise ikinci yarının başında yediğimiz baskı ve gelen golün ardından hızlı oyuncularla kontra atak takımı kimliğine bürünmektense, Stoch'un yerine Selçuk'u alarak topa sahip olan takım olmayı tercih etmesi oldu. Daha önce birçok kez benzer durumlarda Alex'in temposundaki düşüşü Alex'i oyundan alarak çözmeye çalışan Aykut Hoca için alınan bu karar anlamlıydı. Zira Alex'in tempo ve verimliliğindeki düşüş birinci derecede takımın orta sahasının düşmesinden kaynaklanıyor. Alex çıktığında onun hücum hattıyla kurduğu bağlantıyı sağlamakta güçlük çektiğimiz için herşey alt üst oluyordu. Karabük karşısında ise Stoch-Selçuk değişikliğiyle oyunun seyri tamamen değişti. İkinci yarının başında ayağımıza top değmezken, bir anda Karabük topa hasret kaldı.

Neticede üst üste alınan 3 galibiyetle ligde gelecek için umutlanabileceğimiz bir konuma gelmiş olduk. Lider Trabzonspor'un 6, ikinci Bursaspor'un 1 puan gerisinde bulunuyoruz. Halen takım kondüsyonu, orta sahadaki alternatifsizlik ve sol kanatta uyumlu ideal bir ikilinin bulunamaması ciddi soru işaretleri olarak gözükse de doğru bir planlama ve devre arasında atılabilecek adımlarla bunun üstesinde gelebiliriz. Umarım ilk yarının son iki haftasını kayıpsız geçer, devre arasında da takımın zaaflarını ortadan kaldıracak hamlelerde bulunuruz.

28 Kasım 2010 Pazar

Olimpiyat Stadı'ndan Fotoğraflar (İstanbul Büyükşehir Belediyespor 0-1 FB)



2007-2008 sezonunun ilk haftasında 2-0 (Maç Yazısı, Maçtan Fotoğraflar), 2008-2009 sezonunun 19'uncu haftasında 2-0 (Maç Yazısı, Maçtan Fotoğraflar), 2009-2010 sezonunun 23'üncü haftasında 2-1 (Maç Yazısı, Maçtan Fotoğraflar)'lik skorlarla mağlup ayrıldığımız İBB deplasmanından, 2010-2011 sezonunda Alex'in golüyle 1-0 galip ayrılarak Olimpiyat Stadı şanssızlığımızı kırdık.

Şimdi hedef, devre arasına kadar kalan oynayacağımız Karabük, Ankaragücü (D) ve Sivas maçlarından 9 puan alarak devreyi kapatmak...

28 Şubat 2010 Pazar

Kara Şubat


Ay başında 1 Ay = 9 Maç başlığıyla verdiğimiz yazıda maç trafiğinin yoğunluğundan bahsetmiştik. O takvimin başında 31 Ocak'taki Sivasspor maçı galibiyetle sonuçlandı. Şubat'a girdikten sonra ise her maçta puandan fazlasını kaybettik.

4 Şubat: Fenerbahçe 3-0 Bursaspor
Bu ayda oynadığımız futbolun hakkını fazlasıyla aldığımız tek maç Bursaspor maçıydı. Ancak sakatlıklar kervanı Uğur Boral ile bu maçta başladı.

7 Şubat: Fenerbahçe 1-1 Diyarbakırspor
Güiza'nın penaltısının es geçildiği, hakem Koray Gencerler'in maçın uzatmalarını oynatma zahmetinde bulunmadığı maçta 90'da Santos ile 1 puanı ancak kurtarabildik. Ancak Lugano'nun sakatlığı daha sonra başımızı fazlasıyla ağrıtacaktı.

11 Şubat: Bursaspor 3-1 Fenerbahçe
Daum'un birçok as oyuncusunu dinlendirdiği karşılaşmanın son dakikasında attığımız golle turu geçmeyi başardık. Bu ay sevindiğimiz tek maç bu, onda da yenildik.

14 Şubat: Manisaspor 2-2 Fenerbahçe
Belki bu süreçte oynadığımız en iyi ilk yarıydı Manisaspor deplasmanındaki. Ancak Manisa'nın ilk yarının son dakikasında girdiği ilk gol pozisyonunda beraberliği yakalaması maçın seyrini değiştirdi. Son dakikada gelen beraberlik golüne sevinsek mi üzülsek mi bilemedik.

18 Şubat: Lille 2-1 Fenerbahçe
Fransa deplasmanında Vederson'un füzesi umudumuz oldu. Henüz maçın başında hazır olmadan oynayan Lugano tekrar sakatlandı. Lugano'nun yokluğunda yediğimiz basit goller kafa karıştırırken kayıplar da her geçen gün artıyordu.

22 Şubat: Fenerbahçe 2-3 Bursaspor
Kupadaki maça benzer baskılı bir başlangıcın ardından yakalanan 2-0'a rağmen çıkarken kaybedilen topla gelen gol Bursa'nın ümidini maç boyunca korudu. 85'te Bilica'nın dengesiz endirek vuruşu, Crisian'ın kıçına çarpan topun süzüle süzüle ağlarla buluşması, yüklendikçe verilen boşluklar ve 5 dakikada Beşiktaş... Özer'in omzunun çıkması, takım galipken Güiza'nın yuhalanması, taraftarın iflası ayrı olaylar. Fatura kabarık ama burada bitmedi.

25 Şubat: Fenerbahçe 1-1 Lille
Bursa maçından sonra bir kenetlenme yaşandı. Sadece 12 hazır as futbolcuyla çıkılan maçın başında herşeye rağmen gelen üstünlük sayısı bitime 5 dakika kala duran topun ağlarla buluşmasıyla yerini büyük bir hayal kırıklığına bıraktı. Avrupa'ya veda ettik.

28 Şubat: İBB 2-1 Fenerbahçe
1 ayın yorgunluğunu yaşarken kayıplar nedeniyle moraller de bozuk. Aydınus'un sürekli Fenerbahçe aleyhine işleyen "yorum farkı" ile kabus olan Olimpiyat Stadı'nın bir rüya olmadığını anlıyoruz adeta. Hakem yetmiyormuş gibi taraftar takımın ilk yarıdaki iki hücumda imzası olan Deniz'i saf dışı bırakma derdinde. İkinci yarıda beraberliği yakalamış 2'nci golü ararken gole giden Güiza'nın düşürülmesine kırmızı çıkmıyor. Kısa bir süre sonra topa tabanla yükselen iki futbolcudan Alex olanının oyundan atılmasıyla film kopuyor. Takımda 10 kişi kaldıktan sonra neye güvenerek oluştuğu belli olmayan yüklenme hali kaybedilen ilk topta mağlubiyet golünü getiriyor.

Bilanço; Avrupa'ya veda, 4 lig maçında 10 kayıp puan, Türkiye Kupası'nda yola devam. Ortaya konan futbolun karşılığı bu tablo değil. Şubat başında bulunduğumuz yerin uzağındayız. Hem puanlar, hem de Lugano, Mehmet Topuz, Özer, Uğur gibi ilk 11'in değişilmez oyuncularını kaybettik. Ama kaybetmediğimiz tek şey iyi niyetli mücadele. Hakem kararları, kaçan goller, yapılan hatalar bir yana bu takım elinden geleni yapıyor.

Takımın eksiğini yüzüne çarparak değil, verilecek destekle kapatmak bu zorlu yarışta herhangi bir fikstür avantajından daha büyük avantaj sağlar. Şükrü Saracoğlu'nda biletler her maç birileri yuhalansın diye değil kırgınlıklar bitsin takım taraftarıyla kucaklaşsın diye ucuzladı. Kaybedilen puanlar takımın verdiği mücadeleyi gölgelememeli. Şimdi sıra Kara Şubat'ı unutturacak ve Efsane'yi geri döndürecek taraftarda. Antalya maçı miladımız olsun...

Olimpiyat Stadı'ndan Fotoğraflar (İstanbul Büyükşehir Belediyespor 2-1 FB)

8 Şubat 2009 Pazar

"Gelin Ali Sami Yen'de Oynayalım"


Galatasaray'ın Sivasspor ile kupa maçlarından önce yönetici Haldun Üstünel vasıtasıyla yaptığı, teknik direktör Michael Skibbe'nin de basın toplantılarında dile getirdiği "Gelin iki maçı da İzmir'de oynayalım, hem hasılat yüksek olur!" teklifinin 28. haftada Olimpiyat Stadı'nda oynanacak İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçından önce de tekrarlanmasını bekliyorum. En azından bugünkü şartlar oluşursa.

"Gelin maçı Ali Sami Yen'de oynayalım, hem hasılat sizin olur!" Fena fikir değil.

Sonuç vermezse de federasyon futbola uygun olmayan sahalarda maç yaptırarak Galatasaray'a çifte standart uygulamış olur, voleyi tehdit gibi bir açıklamayla vurup ertesi gün meyvelerini toplamak imkan dahilinde.
Kaybetme ihtimali yok, tabi federasyon bunu sindirebiliyorsa...
Blog Widget by LinkWithin