Basın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Fenerbahçe'ye Medya Kıyağı

LigTV Semih'in kaçırdıklarından 1 gol çıkarıp maçın skorunu 3-0'a bağlamış. Gol dakikasının Trabzon için büyük anlam ve önemi olan 61 olması da ilginç. Trabzonspor cephesinde bu durum "Fenerbahçe'ye Medya, Trabzonspor'a Allah yardım ediyor." açıklamasının bir ispatı olarak görülüyor.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Basının Yeni Hedefi


Takımın sergilediği kişiliksiz oyun yüzünden son günlerde Alex tartışması iyice körüklendi. İlla birini günah keçisi ilan edeceğiz. Peki Alex'in oyundan alınmasını, daha da önemlisi birçok yazara göre Fenerbahçe'den koparılmasını gerektiren eksikliği nedir? Diyorlar ki;

1- Alex takım savunmasını zaafiyete uğratıyor.

Halbuki Stoch ve Dia da en az Alex kadar oyunun savunma yönünde olmayan oyuncular. Santos'un kanadının hazırlık maçları dahil birçok maçta koridor olmasını sanırım sadece Santos'un tatilden göbekli dönmesine bağlayamayız. İki kanattaki oyuncunun forvet oyuncusu hüviyetinde oynadığı bir Fenerbahçe sahada olunca Alex ister istemez lüks oluyor zira orta sahada takımın defansif yükünü çekmeye başlayan ikili her kim olursa olsun iflas ediyor, ne kadar üstün meziyetlere sahip olurlarsa olsunlar iki yönlü oynama şansları çok azalıyor. Andre Santos ve Gökhan Gönül dışında defans oyuncularımızın orta sahaya yardımları, oyuna katılımları duran toplarda ileri çıkmaktan öteye geçmediği için de takımda bir dengesizlik, maç içerisinde 5 - 0 - 5 gibi dizilişlerin görüldüğü durumlar oluşabiliyor.

Stoch ve Dia'yı kadromuza katma amacımız uzun vadede 4-3-3'ün temellerini atmak olabilir. Kısa vadede ise Stoch ve Dia'nın defansif görev tanımlarının daha net bir şekilde belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerektiğinde Uğur Boral ve Deivid'in; Serhat, Mehmet Yozgatlı, Tuncay ve hatta Anelka'nın benzer rolleri üstlenmelerinin takımın hücumdaki etkinliğinden birşey götürdüğüne inanmıyorum. Götürse bile orta saha üstünlüğünün getirdiklerinin yanında değersizdir. Bonus olarak da rakibi göbekten rahatsız edecek Alex gibi bir adamdan faydalanma ihtimalin artıyor.

2- Alex ağır kalıyor.

Eğer Alex defansın arkasına koşular yapan bir santrafor veya kanat oyuncusu olsaydı ağır kalmak Alex için sorun teşkil edebilirdi. Aksine Alex bütün bu silahları en hızlı şekilde hedefe ulaştıracak ayak olduğu için bu argüman da havada kalıyor. Pasın topu ileriye taşımanın en hızlı yolu olduğu "kimse toptan hızlı koşamaz" klişesiyle sabitlenmiş bir futbol doğrusudur. Alex bu takımın hatta ülkenin en hızlı düşünen ve düşündüklerini en iyi zamanlamayla yapan pas ustasıdır. Topu en iyi koşturan adamın da hızlı oyunda yerinin olmaması abesle iştigal.

Üstüne üstlük Alex'in bu takıma golcülüğüyle yaptığı katkıyı bir başka orta saha oyuncusundan almak çok zor. Burada dikkat edilmesi gereken Alex bu takımın yıllardır öyle ya da böyle işleyen sisteminin en iyi çalışan parçası. Bugün ortada ne olduğu belli olmayan bir futbol oynandığı için Alex'i suçlu ilan etmek basiretsizliktir. Alex bu takımın hücum oyuncularının çok daha etkili olmalarını sağlayacak en önemli oyuncudur. Gol noktalarında başlı başına bir silah olmasını bir kenara bırakıyorum, Alex'in zaman geçirmeden atacağı paslarla Stoch ve Dia'nın çok daha verimli olacağını söylemek sanırım bir kehanet değil.

Diğer taraftan değerli basınımızın sürekli deşmeye çalıştığı gibi Aykut Kocaman'ın Alex'i kafasından sildiğine de inanmıyorum. Young Boys karşısında yaptığı sadece düşen orta saha direncini arttırmak için bir hamleydi. Alex tercihi de bence kabul edilebilir, çok da mantıksız değil. Alex fizik olarak hazır da olmayabilir. Bunu en iyi yine Aykut Hoca bilir. Mantıksız olan değerli basınımızın mal bulmuş mağribi gibi Aykut-Alex savaşı ve Fenerbahçe'nin Alex'siz kurtuluşu senaryoları yazmalarıdır. Ne Alex oyundan çıktı diye ona cephe alacak kadar amatör, ne de Aykut Hoca Alex gibi değerli bir futbolcuyu elinin tersiyle itecek birisi.

17 Aralık 2009 Perşembe

Imkansiz

Sheriff macina saatler kaldi. Grupta is bitmis. Haftasonu da onemli bir maca cikacaksin. Basin toplantisindaki sorular da dogal olarak kadroyla ilgili.

Sahaya genclerle ciksan Avrupa'yi onemsemeyen adam olursun; tam kadro ciksan yedekler ve gencleri kulubede curuten.

Simdi bir de Roberto Carlos eklendi. Oynatsan akli Brezilya'da olan adami oynattigin icin; oynatmasan vefasiz oldugun icin elestirilirsin.

Temiz tarafi olmayan bir degnek iste...

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Gözün Aydın Değerli Basın


"Fenerbahçe taraftarıyım ve bu statta oynamak her zaman hayalim olmuştur."

Mesut Özil
Werder Bremen & Almanya

2 Nisan 2009 Perşembe

Ersun Yanal & Fatih Terim ...

Ersun Yanal 28 Nisan 2004'te yapılan sözleşme ile 4 yıllığına A Milli Takım Teknik Direktörlüğüne getirilmişti. Ama fazla uzun sürmedi milli takım macerası... Neden mi?

Çünkü o Türk gazetecilerle anladıkları dilden konuşmuyordu. Kabadayı ağızlı değildi. İşine bakıyor, milli takımın başarısı ile uğraşıyordu.

Sonu ne mi oldu? Zamanın Futbol Federasyonu Başkanı Levent Bıçakçı tarafından 04 Haziran 2005'te İnönü Stadı'nda son Avrupa Şampiyonu Yunanistan'ı yenemediğimiz bir maç sonrası, basın tarafından Ersun Yanal'a karşı gaza getirilmiş tribünlerden yükselen Ersun Yanal istifa sloganlarının ardından, A Milli Takım Teknik Direktörlüğüne son verilmesine karar verildi. 

08 Haziran 2005'te Kazakistan karşısında alınan 6-0'lık galibiyet de onu kurtaramadı... O günlerde bir delikanlı teknik direktör çıkıp da desteklemedi Ersun Yanal'ı... Pusuya yatıp bekledi birçokları...

Son hafta içerisinde tesadüf bu ya yine Avrupa Şampiyonu ile oynadık. Hem de aynı haftada iki defa. Sonuç 0 puan. Türkiye grup ikincisi Bosna'nın 4 puan gerisinde grup üçüncüsü olarak Dünya Kupası finallerine katılma şansını zora soktu. Ne Ersun Yanal'a saldıran medya var ortalıkta, ne Ersun Yanal'ı istifaya davet eden tribünler, ne de o zamanki gibi bir federasyon başkanı. Hani "bu takımı Yanal'ın elinden alıp bir ustaya vermeli" diyen borazanlar bugün nerede?

Hani "höt deyince ..." diye bir deyiş var ya... Biliyorum bu basın neden böyle susuyor; iyi ki Fatih Terim "höt" dedi senelerce !

14 Mart 2009 Cumartesi

Fenerbahçe'ye saldırmanın dayanılmaz hafifliği !



12 Mart 2009 Perşembe / Erhan Güven (Zaman)
"... Zira sağ kanatta görev yapan ancak sakatlığı süren Deivid, Kocaelispor önünde oynamayacaktı. Bu durumda Kazım bu mevkide ilk tercih olması gerekirken Aragones, idmanda devre arasında transfer edilen Gökhan Emreciksin'i denedi. ..."

13 Mart 2009 Cuma Fenerbahçe 1-1 Kocaelispor
Kazım ilk onbirde.

14 Mart 2009 Cumartesi / Erhan Güven (Zaman)
"... Sakat olan Deivid'in yokluğunda ise büyük bir sürprize imza atarak tam 9 haftadır 11'de başlamayan Kazım'a şans tanıdı. Oysa İspanyol hoca antrenmanlarda Gökhan Emreciksin'i oynatacağının sinyalini vermişti. ..."


Bu gazetenin internet sayfalarına giriyorsanız farkedersiniz. Yorumları tamamen Galatasaray'a endeksli. Hatta artık emekli olmuş Galatasaraylı futbolcular bile devamlı olarak bu Galatasaraylı gazetenin internet sayfalarında övgüyle anılmaya devam edilmekteler. Sadece Galatasaray'a yönelik haberlerde değil, Fenerbahçe'yle ilgili haberlerde de devamlı olarak Fenerbahçe'ye saldırma hevesi içinde cümleler kuran, Fenerbahçe'nin teknik direktörüne, başkanına her fırsatta saldırmayı, ama bunu yaparken iz bırakmamayı felsefe edinmiş editör ve yazarlarla dolu kadrosuyla bu gazetenin internet sitesi ziyaret edilmemesi gereken "anti-Fenerbahçeli siteler" sıralamamda birinci sırada yer alıyor. 

İnanır mısınız ultraslan'ın ve galatasaray.org'un yazıları beni biçbir zaman bu sitenin saçma sapan cümlelerle dolu Fenerbahçe haberleri gibi sinirlendirmemiştir.

Sormadan edemiyorum; 'Fenerbahçe'ye her fırsatta saldırma arzusunun altında yatan sebep nedir?'

"...Her başarılı sezonun sonunda bir yıldız futbolcusunu gönderen Fenerbahçe yönetimi formasına her şeyiyle bağlı olan kaptanını da (Ümit Özat) göndermekte tereddüt etmedi.... "
kaynak

17 Şubat 2009 Salı

Hiddink'in Harman Olduğu Yer

Fenerbahçe tarihinde görev alan dünya çapında teknik direktörlerden biri olan Guus Hiddink Chelsea ile anlaştı. Mirror'un internet sitesinde Hollandalı'nın otobiyografisinden alıntılar yapılan haberde Guus Hiddink Türk basınıyla tanışmış birisi olarak herşeye hazır olduğunu söylüyor ve bir anısını aktarıyor.

Bir antrenmanda kaleci Toni Schumacher'in burnuna top isabet eder ve burnu kanamaya başlar. Guus Hiddink, Schumacher ile birlikte gazetecilere bir oyun oynamaya karar verir. Kavga etmiş gibi davranacaklardır. Sahadan çıkarlarken basın hazır bekliyor, Hiddink yüzünden kanlar dökülen Schumacher'e çıkışıyordur. Ertesi gün gazetelerdeki haberi tahmin etmek zor değil.

"Hiddink Kalecisini Parçaladı!"
Blog Widget by LinkWithin