Alex de Souza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alex de Souza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Tribünden Fotoğraflar (FB 2-0 İst.B.Ş.Bld.Spor)

Fenerbahçemiz, Spor Toto Süper Lig’in 31'inci haftasında İstanbul Büyükşehir Belediyespor'u ağırladı.

İlk yarının başında Stoch'un, devrenin sonunda da Alex'in attığı gollerle Belediye engelini geçen Fenerbahçemiz şampiyonluk için artık son 3 maçı bekliyor: Karabük (D), Ankaragücü, Sivas (D)...

Maçtan Resimler İçin Tıklayınız.

Sıradaki Maç: 08 Mayıs 2011 Pazar 20.00 Kardemir Karabükspor-Fenerbahçe

27 Şubat 2011 Pazar

Tribünden Fotoğraflar (FB 2-0 Kasımpaşa)


Geçtiğimiz hafta Beşiktaş'ı İnönü'de 4-2'yle deviren Fenerbahçemiz, Spor Toto Süper Lig’in 23'üncü haftasında lig sonuncusu Kasımpaşa'yı ağırladı.

Kasımpaşa'yı Alex ve Dia'nın golleriyle 2-0 mağlup eden Fenerbahçemiz, ikinci yarıda Kadıköy'deki 3'ncü maçından da aynı skorla ayrılmış oldu.

Ligde ikinci yarının başlamasıyla çıkışa geçen; sırasıyla Antalya(D), Trabzon, Manisa(D), Kayseri ve Beşiktaş(D) maçlarından 3'er puanla ayrılan Fenerbahçemiz Kasımpaşa'yı da devirerek ikinci yarıda 6'da 6 yaptı ve Trabzon'un önünde maç fazlasıyla liderliğe oturdu.

Kasımpaşa ekibinde ise Beşiktaş ve Galatasaray'la arasındaki puan farkını azaltamamanın hüznü vardı.

Sıradaki Maç: 07 Mart 2011 Pazartesi 20.00 Gençlerbirliği-Fenerbahçe

19 Aralık 2010 Pazar

Tribünden Fotoğraflar ve Alex'in Frikik Golü (Fenerbahçe 1-0 Sivasspor)



Spor Toto Süper Lig’de, ilk yarının son haftasında Sivasspor'u ağırlayan Fenerbahçemiz, karşılaşmadan Alex'in frikik golüyle 1-0 galip ayrılarak ilk yarıyı lider Trabzonspor'un 9, ikinci sıradaki Bursaspor'un 4 puan gerisinde 33 puanla 3'ncü sırada kapadı.

Ligin ilk yarısında; rakip ağlara gönderdiği 40 golle Trabzonspor'la birlikte en çok gol atan 2 takımdan biri olmayı başaran Fenerbahçemiz, buna karşın kalesinde gördüğü 21 golle Galatasaray kadar gol yemiş olmasıyla hayal kırıklığı yarattı.

Özellikle karşılaşmaların ikinci yarılarında düşen temposu ve yediği gollerle kayıplar yaşayan Fenerbahçemizi şimdi hafta arasında Bucaspor'la yapacağı Türkiye Kupası karşılaşmasının ardından yoğun geçmesi gereken bir devre arası dönemi bekliyor.

Sizleri gecenin en güzel görüntüsüyle başbaşa bırakıyoruz...
Alex'in Golü: http://www.youtube.com/watch?v=_ZI_iQf-MQU


Sıradaki Maç:
21 Aralık 2010 Salı 20.15 Fenerbahçe-Bucaspor (Türkiye Kupası)

5 Aralık 2010 Pazar

Tribünden Fotoğraflar (FB 2-1 Karabükspor)



Spor Toto Süper Lig’in 15'nci haftasında Kardemir Karabükspor'u ağırlayan Fenerbahçemiz, karşılaşmadan 2-1 galip ayrılarak lider Trabzonspor'un 6, ikinci sıradaki Bursaspor'un 1 puan gerisinde 30 puanla 3'ncülüğe yükseldi.

Rakip ağlara gönderdiği 38 golle ligin en çok gol atan takımı ünvanını sürdüren Fenerbahçemizi şimdi yılbaşına kadar kazanması gereken 3 zorlu karşılaşma bekliyor:

12 Aralık 2010 Pazar 19.00 Ankaragücü-Fenerbahçe
18 Aralık 2010 Cumartesi 19.00 Fenerbahçe-Sivasspor
21 Aralık 2010 Salı 20.15 Fenerbahçe-Bucaspor (Türkiye Kupası)

Kaptan Gemisini Taşıyor


Son zamanlarda maç yazılarını aksattık. Yazısız geçen dört haftayı aynı yazı içinde detaylı bir şekilde değerlendirmek zor olduğu için büyük resme bakmaya çalışmak daha uygun gözüküyor. Tıpkı geçen sezon olduğu gibi Gaziantepspor deplasmanında uzun süre önde götürdüğümüz maçta kaybedilen üç puan herkesi karamsarlığa sürükledi. Ancak sonraki haftalarda aldığımız puanlar yarışa tutunmamızı sağladı.

Yıllardır topa sahip olma oranlarında ligin zirvesinde olan bir takımın oyun hakimiyetini rakibe çok kolay teslim etmesi Gaziantepspor maçı sonrası Fenerbahçeliler'in gündemindeydi. Maçı anlatan spikerler karşılaşmaların ilk yarılarına bakılırsa Fenerbahçe'nin açık ara lider olacağından bahsediyorlardı. Bu da takımın dakikalar ilerledikçe fiziksel açıdan oyundan düştüğünün bir deliliydi aslında. Bu da sezonu açtığımız günden beri şikayet ettiğimiz başlıca unsur. Young Boys karşısında ayakta duracak gücü olmayan takımdan, Gaziantepspor karşısında gücü yetmeyince hakimiyeti rakibe bırakan Fenerbahçe'ye kadar geçen sürece bakıldığında temel sorunun değişmediğini görüyoruz. Yeni transferlerin takıma uyum sağlaması, Aykut Kocaman'ın takıma oyun anlayışını benimsetmesi bu sürecin olmazsa olmazlarıydı. Ancak kondüsyon planlamasının sezon başında neye göre yapıldığına halen anlam verebilmiş değilim. Takımın devrenin bitimine 5 hafta kala form tutmaya başladığını görünce Avrupa kupalarına katılmadığımıza şükrediyorum. Bugün sezonu kapatmış olabilirdik. Umarım planlamalardaki bu tutarsızlık ikinci yarı ve önümüzdeki yıllarda tekrarlanmaz.

Kaptan'ın Seyir Defteri

Bucaspor maçında lig yarışına tutunabilmek için galibiyetten başka şansımız yoktu. Antep'te ligdeki 100'üncü golünü atan Alex'in çabaları galibiyet için yeterli olmamıştı. Kaptan Alex Bucaspor karşısında tekrar sahneye çıktı. Fenerbahçe'nin lig tarihindeki 3000'inci golüne de imza attığı bu zor maçta ilk 25 dakikada attığı üç golle maçı kopardı. 5-2'lik galibiyetle nefes alan takımımızın sonraki hafta rotası kabus haline dönen Olimpiyat deplasmanıydı. İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a karşı deplasmanda galibiyet yüzü göremeyen takımımızda Alex yine kilidi açan isim oldu. 3 hafta üst üste ilklere imza atan Alex deplasmanda kaybedilen puanlara da bir nokta koymuş oldu.

Cristian'ı Kazanmaya Çalışmak

Bucaspor ve Belediye maçlarının ortak özelliği Emre Belözoğlu, Lugano gibi as oyuncularımızın eksikliğiydi. Ancak yerlerine oynayan genç futbolcumuz Gökay ve Bekir görevlerini yerine getirerek bu zorlu süreci kayıpsız atlatmamıza yardımcı oldular. Diğer taraftan Gaziantepspor karşısındaki silik futboluyla hedef tahtasına çekilen Cristian'ın bu süreçte Aykut Kocaman tarafından kazanıldığının da altını çizmekte fayda var. Zira tribünleri kukla gibi oynatabilen efsane futbolcumuz Rıdvan Dilmen'in hedef göstermesiyle Bucaspor maçında da taraftarın tepkilerine maruz kalan Cristian'a herşeye rağmen sahip çıkması Aykut Hoca'nın tıpkı Alex tartışmalarında olduğu gibi futbolcusunu kazanmaktan yana olduğunu gösteriyor.

Karar Anı

Bu sancılı sürecin ardından deplasmandan galibiyetle dönmüş olmanın verdiği keyifle Karabükspor karşısına çıktık. Ligin sürpriz takımlarından biri olan rakibimiz, Nijeryalı forveti Emenike'yle savunmamıza zor anlar yaşatsa da takımımızın topa sahip olmaya çalışarak futbol oynamaya çalışması maçın kilidini açtı. Son haftaların yıldızı Alex'in yine iş başında olduğunu hatırlatmakta bir sakınca görmüyorum. Onun ortasını ağlara gönderen Lugano ile öne geçtikten sonra, Mehmet'in ortasını defansın arasından ağlara gönderen yine Alex oldu. Aykut Kocaman'ın maçta aldığı en olumlu karar ise ikinci yarının başında yediğimiz baskı ve gelen golün ardından hızlı oyuncularla kontra atak takımı kimliğine bürünmektense, Stoch'un yerine Selçuk'u alarak topa sahip olan takım olmayı tercih etmesi oldu. Daha önce birçok kez benzer durumlarda Alex'in temposundaki düşüşü Alex'i oyundan alarak çözmeye çalışan Aykut Hoca için alınan bu karar anlamlıydı. Zira Alex'in tempo ve verimliliğindeki düşüş birinci derecede takımın orta sahasının düşmesinden kaynaklanıyor. Alex çıktığında onun hücum hattıyla kurduğu bağlantıyı sağlamakta güçlük çektiğimiz için herşey alt üst oluyordu. Karabük karşısında ise Stoch-Selçuk değişikliğiyle oyunun seyri tamamen değişti. İkinci yarının başında ayağımıza top değmezken, bir anda Karabük topa hasret kaldı.

Neticede üst üste alınan 3 galibiyetle ligde gelecek için umutlanabileceğimiz bir konuma gelmiş olduk. Lider Trabzonspor'un 6, ikinci Bursaspor'un 1 puan gerisinde bulunuyoruz. Halen takım kondüsyonu, orta sahadaki alternatifsizlik ve sol kanatta uyumlu ideal bir ikilinin bulunamaması ciddi soru işaretleri olarak gözükse de doğru bir planlama ve devre arasında atılabilecek adımlarla bunun üstesinde gelebiliriz. Umarım ilk yarının son iki haftasını kayıpsız geçer, devre arasında da takımın zaaflarını ortadan kaldıracak hamlelerde bulunuruz.

26 Ağustos 2010 Perşembe

10'suz oynamaya ne kadar hazırız?


Yediğimiz birbirinden saçma üç golün ardından Trabzonspor maçı hakkında sağlıklı bir yorum yapmak kolay değil. Ancak tartışmalar bir şekilde sonuca göre şekilleniyor. Üstelik ortada olağandışı bir tercih ve puan kaybı olunca oklar da ister istemez Aykut Kocaman'a çevriliyor. Herşeye rağmen Aykut Hoca'nın tercihlerini mantıklı bir zemine oturtmak zor değil. Ancak radikal kararlar almak için en azından geçen sezonun sonundaki ritmimize ulaşana kadar sabretmek en sağlıklı tercih olacaktır.

Zamansız ısrarlar hem Aykut Hoca hem Fenerbahçe'nin geleceğini tehdit ediyor. Aykut Kocaman'ın da bunun farkında olduğuna eminim. Bu nedenle de köklü değişikliklerden önce 16 Mayıs'ta yıkılan takımın tekrar kendi ayakları üzerinde yürümesini sağlamak için çalışacağına, bunu yapmak için de Alex'ten faydalanacağına inanıyorum. Trabzonspor karşısına çıkan 11, Semih-Alex tercihine rağmen, kağıt üstünde 16 Mayıs'ta Trabzonspor'u ceza sahasına hapseden takımdan kötü bir takım değil, aksine çok daha vasıflı bir forveti ve kanat alternatifleri var. İster fiziksel eksiklik deyin, ister mental, isterse de taktik; takım ne bizim istediğimiz, ne de Aykut Kocaman'ın istediği seviyede. Ancak sorunu Cristian'ın yatarak müdahele yapmaması veya Bilica'nın antipatik dengesizliğine indirgemek ne kadar doğrudur, ondan emin değilim. Transfer elbette birşeyleri çözer ama eldeki malzemeden ne kadar verim alabiliyoruz onu sorgulamak gerekiyor. Toparlanmak için başta sabırlı olmaya sonra da eldeki en sağlıklı, verimli, güvenilir ve hazır oyuncularla sonuç almaya ihtiyacımız var.

Diğer taraftan Aykut Hoca Trabzonspor karşısında orta sahada elindeki bütün "çift yönlü" oyuncuları aynı anda kullandı. Özer, Emre, Topuz üçlüsü eldeki malzemenin en iyileri. Özer'in hazır olmamasının da bunda etkisi olabilir ama Trabzonspor orta sahası karşısında bu üçlünün yanında Cristian da olmasına rağmen yeterince aktif olamamak ciddi bir soru işareti. Ancak bu soru işareti Mehmet-Özer-Emre üçlüsünün yeterli olup olmamasından ziyade kadro derinliğinden kaynaklanıyor. Zira değil "çift yönlü" alternatif, kadroda Selçuk'tan başka orta saha oyuncusu yok. Uzun lig maratonunda bu 5 kişiden 2 tanesinin aynı anda sakatlık veya ceza nedeniyle eksik olma ihtimalinin -özellikle tempo yapmaya çalışacak bir takımda- oldukça yüksek olacağını tahmin ediyorum. Bu nedenle kadro derinliğinin Alex'i ilk 11 planları dışında tutmak için yeterli olmadığı kanaatindeyim. Bu nedenle Alex bir süre daha tahtaya adı yazılan ilk oyuncu olmaya devam edecek gibi gözüküyor.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Basının Yeni Hedefi


Takımın sergilediği kişiliksiz oyun yüzünden son günlerde Alex tartışması iyice körüklendi. İlla birini günah keçisi ilan edeceğiz. Peki Alex'in oyundan alınmasını, daha da önemlisi birçok yazara göre Fenerbahçe'den koparılmasını gerektiren eksikliği nedir? Diyorlar ki;

1- Alex takım savunmasını zaafiyete uğratıyor.

Halbuki Stoch ve Dia da en az Alex kadar oyunun savunma yönünde olmayan oyuncular. Santos'un kanadının hazırlık maçları dahil birçok maçta koridor olmasını sanırım sadece Santos'un tatilden göbekli dönmesine bağlayamayız. İki kanattaki oyuncunun forvet oyuncusu hüviyetinde oynadığı bir Fenerbahçe sahada olunca Alex ister istemez lüks oluyor zira orta sahada takımın defansif yükünü çekmeye başlayan ikili her kim olursa olsun iflas ediyor, ne kadar üstün meziyetlere sahip olurlarsa olsunlar iki yönlü oynama şansları çok azalıyor. Andre Santos ve Gökhan Gönül dışında defans oyuncularımızın orta sahaya yardımları, oyuna katılımları duran toplarda ileri çıkmaktan öteye geçmediği için de takımda bir dengesizlik, maç içerisinde 5 - 0 - 5 gibi dizilişlerin görüldüğü durumlar oluşabiliyor.

Stoch ve Dia'yı kadromuza katma amacımız uzun vadede 4-3-3'ün temellerini atmak olabilir. Kısa vadede ise Stoch ve Dia'nın defansif görev tanımlarının daha net bir şekilde belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerektiğinde Uğur Boral ve Deivid'in; Serhat, Mehmet Yozgatlı, Tuncay ve hatta Anelka'nın benzer rolleri üstlenmelerinin takımın hücumdaki etkinliğinden birşey götürdüğüne inanmıyorum. Götürse bile orta saha üstünlüğünün getirdiklerinin yanında değersizdir. Bonus olarak da rakibi göbekten rahatsız edecek Alex gibi bir adamdan faydalanma ihtimalin artıyor.

2- Alex ağır kalıyor.

Eğer Alex defansın arkasına koşular yapan bir santrafor veya kanat oyuncusu olsaydı ağır kalmak Alex için sorun teşkil edebilirdi. Aksine Alex bütün bu silahları en hızlı şekilde hedefe ulaştıracak ayak olduğu için bu argüman da havada kalıyor. Pasın topu ileriye taşımanın en hızlı yolu olduğu "kimse toptan hızlı koşamaz" klişesiyle sabitlenmiş bir futbol doğrusudur. Alex bu takımın hatta ülkenin en hızlı düşünen ve düşündüklerini en iyi zamanlamayla yapan pas ustasıdır. Topu en iyi koşturan adamın da hızlı oyunda yerinin olmaması abesle iştigal.

Üstüne üstlük Alex'in bu takıma golcülüğüyle yaptığı katkıyı bir başka orta saha oyuncusundan almak çok zor. Burada dikkat edilmesi gereken Alex bu takımın yıllardır öyle ya da böyle işleyen sisteminin en iyi çalışan parçası. Bugün ortada ne olduğu belli olmayan bir futbol oynandığı için Alex'i suçlu ilan etmek basiretsizliktir. Alex bu takımın hücum oyuncularının çok daha etkili olmalarını sağlayacak en önemli oyuncudur. Gol noktalarında başlı başına bir silah olmasını bir kenara bırakıyorum, Alex'in zaman geçirmeden atacağı paslarla Stoch ve Dia'nın çok daha verimli olacağını söylemek sanırım bir kehanet değil.

Diğer taraftan değerli basınımızın sürekli deşmeye çalıştığı gibi Aykut Kocaman'ın Alex'i kafasından sildiğine de inanmıyorum. Young Boys karşısında yaptığı sadece düşen orta saha direncini arttırmak için bir hamleydi. Alex tercihi de bence kabul edilebilir, çok da mantıksız değil. Alex fizik olarak hazır da olmayabilir. Bunu en iyi yine Aykut Hoca bilir. Mantıksız olan değerli basınımızın mal bulmuş mağribi gibi Aykut-Alex savaşı ve Fenerbahçe'nin Alex'siz kurtuluşu senaryoları yazmalarıdır. Ne Alex oyundan çıktı diye ona cephe alacak kadar amatör, ne de Aykut Hoca Alex gibi değerli bir futbolcuyu elinin tersiyle itecek birisi.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Sezon Başı Lakırtıları


Kadromuzda şu anda 9 yabancı futbolcu yer alıyor. (Andre Santos, Lugano, Bilica, Cristian, Alex, Deivid, Güiza, Dia, Stoch) Aykut Kocaman kampta yaptığı toplantılarda ileri uca bir yabancı transferi yapılacağını defalarca belirtti. Ayrıca kamp sonrası bazı futbolcularla yollarımızı ayırabileceğimizi de ekledi. Son olarak Başkan Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe Dergisi'ndeki açıklamasında 1 ya da 2 yabancı transferinin gündemde olduğunu söylemesi mevcut yabancı kadrosundan bir yabancının gönderilebileceği anlamına geliyor.

Gönderilecek yabancı için en büyük adayın Güiza olduğu açık; satılacak mı, takasta mı kullanılacak ya da elden çıkarabilecek miyiz orası muamma. Eldeki forvetlerin performansı iç açıcı olmasa da kimsenin Güiza'yı takımda tutmaya gönlü yok. Ancak Güiza gitse de gitmese de eldeki yerli kadro ve yabancı kontenjanı, oyuncu tercihlerinde radikal değişiklikler ve özellikle Türkiye liginde bazı zorunlu tercihler ortaya çıkarabilir.

Öncelikle Aykut Kocaman'ın açıklamalarından Alex'in de yer aldığı mevcut 4-2-3-1 dizilişinde en azından ilk zamanlarda radikal bir değişikliğe gidilmeyeceğini anlıyoruz. Aykut Hoca'nın Alex'in üzerindeki yükü alma işini zamana yaymak ve başarabilirse de önümüzdeki yıllarda Alex olmadan da yaratıcı olabilen bir takım oluşturmak niyetinde olduğunu söyleyebiliriz.

Volkan

Gökhan---Lugano---???---Santos

???------Emre

???----------Alex--------Stoch

Yabancı

Yukarıdaki diziliş ilk zamanlarda tercih edeceğimiz Alex'in de yer aldığı ideal 11'imiz. Saha içinde 6 yabancı oyuncuya izin verilen Türkiye Ligi için bir sorun ortaya çıkıyor. O da bu dizilişte soru işareti olan 3 yerde sadece 1 yabancı oyuncu kullanılacağı için burun kıvrılan tercihlerin olma ihtimali. Bu bir yandan bu üç pozisyon için ideal oyuncuları bulamadığımızı ancak diğer taraftan bu mevkiler için ciddi bir rekabetin olacağını gösteriyor. Kadromuzda adı doğrudan tahtaya yazılan sadece 3 Türk futbolcunun bulunuyor olması ise yerli oyuncu kadrosunun kalitesine ışık tutuyor.

Tekrar bu 3 pozisyona dönersek; Cristian, Dia ve Bilica, bir fikir birliği olmasa da bu mevkilerin 1 numaralı oyuncuları. İşte bu üçlüden sadece biri ligde ilk 11'de forma şansı bulacak. Orta sahada Selçuk veya Mehmet; sağ kanatta Kazım, Özer ya da Mehmet; stoperde ise Önder, Bekir veya İlhan'ın kendilerini göstermek için ellerinde çok ciddi bir fırsat var.

Aykut Hoca'nın stoperde Bilica'dan alabileceği katkıyı Önder'in sertlik, Bekir'in de teknik açıdan vermesi zor gözüküyor. İlhan'ın teknik açıdan methini çok duysak da Gençlerbirliği formasıyla ve hazırlık maçlarında bıraktığı intiba Bilica'yı bana göre tartışmasız savunmanın 1 numaralı adamı yapıyor. Aykut Hoca yerli rotasyondan Lugano'yla uyumlu bir partner çıkaramazsa Bilica Aykut Hoca'nın stoperdeki vazgeçilmezlerinden biri olmaya aday.

Cristian, Young Boys maçındaki silik performansıyla gözden düşmüş gibi gözükse de top hakimiyeti ve pas isabeti nedeniyle bence Aykut Hoca'nın Selçuk'tan önceki tercihi olur. Ayrıca bu bölgede sakatlığı süren Mehmet iyileşir ve form tutarsa defansif açıdan soru işaretlerini beraberinde getirse de yerli bir alternatif olabilir. Dia'yı izlemeden sağ kanat hakkında yorum yapmak doğru olmaz ancak yine de Kazım'ın Türk pasaportu, Mehmet veya Özer'in defansif oyuna yatkınlıkları sağ kanattaki Türk rotasyonunun en büyük avantajları olacak.

Diğer taraftan sonuçlarıyla Aykut Kocaman'ı rezil ya da vezir edebilecek bir diziliş olan 4-3-3 yabancı kontenjanı kaynaklı tercih tartışmalarını azaltabilir. Ancak o da Alex'i 11 dışında bıraktığı için başlı başına bir tartışma konusu olacaktır.

Volkan

Gökhan---Lugano---Bilica---Santos

Mehmet---Özer---Emre

Dia----Yabancı----Stoch

Bu kadronun bana göre en büyük soru işareti aslında Alex'in yokluğu. Mehmet-Özer-Emre üçlüsü Türkiye standartlarında Busquets-Xavi-Iniesta gibi gözükseler de takım ne zaman Aykut Kocaman'ın hedeflediği topa hakim, rakibi top peşinde koşturan bir takım halini alır bilemiyoruz. Bu üçlü topun peşinden koşmaya başlarsa gözler gol noktalarında Alex'i, orta sahada da Cristian'ı ve Selçuk'u aramaya başlar.

Kağıt üzerinde Aykut Kocaman'ın 4-3-3'ü heyecan verici gözükse de bu sistemi sadece futbolcuların yerlerini değiştirerek oynamayacağız. Takımın en sağlam halkası Lugano'nun teknik yetersizlikleri nedeniyle en zayıf halka halini alabileceği köklü bir değişimden bahsediyoruz. Bu nedenle takımın son 5 yıldaki golcüsü, halen takımın en güvenilir gol ayağı olan Alex'in bu sezon da tahtaya adı yazılan ilk oyuncu olması garip karşılanmamalı. Bu dönüşümde sabırsız olmak, zaten sancılı geçmesi muhtemel bir dönemi daha da çekilmez bir hale sokabilir.

Özetle, soru işaretlerini dağıtmak kolay olmayacak. Sezon boyunca oyuncu tercihleri en büyük tartışma konusu olacak. Geçmişten dersler çıkarmak gerektiği gibi takımın birçok eksikle çıktığı ve 10 kişi kaldığı Young Boys maçındaki performansı nedeniyle karalar bağlamamak gerekir.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Küçük Maçların Adamı

Alex, küçük maçların adamı olmaya devam ediyor. Golleriyle Beşiktaş'ı bir kez daha üzdü.
Biz seni 3'üncü sınıf takımlara attığın gollerle sevdik. Hep böyle kal Alex. :)

9 Mart 2009 Pazartesi

"Bu stad TOKİ tarafından yapılmamıştır."

Türkiye'nin gurur duyacağı stadlara bir yenisi eklendi. Kayseri'li merhum işadamı Kadir Has'ın vefatının ardından Kadir Has Vakfı'nın finanse ettiği stad muhteşem bir geceyle kapılarını Türk Futboluna ve kalelerini de Fenerbahçe forvetlerine açtı.

2 katlı olan tribünlerinin bu katları arasında 52 adet de loca barındıran, 32864 seyirci kapasiteli Kadir Has Stadyumuna tramvay ile de şehirden ulaşımın mümkün olacak olması önümüzdeki seneden itibaren Kayserispor'u Türk futbolunda adm adım yukarılara doğru tırmandıracaktır diye düşünüyorum. Böyle bir stada sahip olan kulüplerin mantıklı yönetildikleri takdirde Türkiye'de ligi her sene ilk 5 içerisinde bitirebileceklerini görmek çok zor değil.

Türkiye'de kimi kulüpler yaptıkları planlamalar sayesinde kendi camialarının güçlerinden faydalanarak stadlarını büyütürken, kimi kulüpler ise Kayseri'de gördüğümüz gibi hayırsever işadamlarının yardımlarıyla stad sahibi olmaktalar. Modern bir stad sahibi olmanın diğer bir yolunu da bizlere TOKİ'ye stad yaptıranlar öğretti.

Kayseri'li taraftarların bu noktayı atlamamaları, Fenerbahçe'nin "yeni stad hayırlı olsun" pankartıyla sahaya çıkmaları gecenin bende en çok heyecan yaratan anlarıydı; elbette Semih ve Alex'in bu yeni stadın ağlarını yokladıkları dakikalar dışında...

Blog Widget by LinkWithin