Teknik Direktör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teknik Direktör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2010 Salı

Taraftarın "Kocaman" Sorumluluğu

Aşağıda yaz boyunca Fenerbahçe Taraftarının Resmi Sitesi olarak bilinen antu.com'da teknik direktör kararlarıyla ilgili açılmış olan anketlerin bir listesi var. (Yüksek çözünürlük için resme tıklayın.)



İlk anket Haziran başında açılmış. Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor ile elde ettiği tarihi şampiyonluğun ardından güçlenen yerli teknik direktör furyası taraftarın da aklını başından almış ve %57.41'lık bir oranla yerli teknik direktör istemişiz. Oylamaya katılanların sadece yüzde 16.69'u kaybedilen şampiyonluğa rağmen Daum'un görevde kalmasını istemiş.

Haziran'ın ortalarına gelinirken Daum'un sözleşmesinin feshindeki pürüzler nedeniyle takımda kalma ihtimali gündeme gelince açılan ankette daha net bir soru soruluyor, "Daum kalsın mı, gitsin mi?". Sonuçlara göre her 4 kişiden 3'ü Daum'un gitmesi gerektiğini savunuyor. Hemen sonraki hafta Daum ile kızışan pazarlıklarda iplerin kopma noktasına gelmesi ve sezonu erken açacak Fenerbahçe'nin yaklaşan maçları artık ihtimalleri de azaltıyor. Takımı 1 yıldır yakından takip eden Aykut Kocaman ismi daha güçlü bir şekilde dillendiriliyor. İşte bu sırada Antu yetkilileri Aykut Hoca hakkında taraftarın nabzını tutmaya karar veriyor ve 22 Haziran'da açılan yeni ankete göre taraftarın yüzde 72.24'ü Aykut Kocaman ismi üzerinde birleşiyor. 3 gün sonra da Fenerbahçe Spor Kulübü yönetimi Daum'un görevine son verip yerine Aykut Kocaman'ı getiriyor.

Umut vermeyen hazırlık maçları ve Şampiyonlar Ligi'ne havlu atmamızın ardından açılan son ankette taraftara "Aykut Hoca hakkında dün ne düşünüyordun, bugün fikrin değişti mi?" sorusu yöneltiliyor. "Aykut Kocaman gelsin mi?" anketinde "evet" diyenlerin yüzde 72.24 olduğunu hatırlarsak, bu ankette de "güveniyordum" diyenlerin oranının yüzde 71.83 olması anketin tutarlı olduğunu gösteriyor. Ancak Aykut Kocaman'a güvenenlerin yüzde 20'sinin hayal kırıklığına uğradığını ve fikirlerinin tamamen değiştiğini de görmek kafaları karıştırıyor. Bu takım şimdiye kadar sadece 2 resmi maça çıktı. Kaçan balık büyük olsa da; Mehmet Topuz, Özer, Lugano ve Gökhan Gönül gibi as oyunculardan mahrum, 1 numaralı santrafor transferini henüz yapmamış bir teknik adama duyulan güvenin 2 maçta zarar görmesi düşündürücü.

Bu anketlerin Fenerbahçe taraftarını değerlendirmekte ne kadar sağlıklı bir kaynak olduğu tartışılır. Ancak ne Zico, ne Aragones, ne de Daum üzerinde, Aykut Hoca üzerinde sağlanan fikir birliği sağlanmadı. Bu açıdan bakılınca Aykut Hoca'nın göreve getirilmesinde kamuoyu baskısının etkisi göz ardı edilemez. Bir başka deyişle, bu rakamlar taraftar ne istediyse onun yapıldığını gösteriyor. Yönetimin taraftarın sesine kulak vermedeki ölçüsü ne olmalıdır o başka bir yazı konusudur. Burada önemli olan camianın bugün beyaz dediğine olası kötü sonuçlar sonrasında siyah dememesidir. Aksi bir yaklaşım Aykut Kocaman'a duyulan güvenin içinin ne kadar boş olduğuna, onun sadece içimizden biri olduğu için bu göreve getirildiğine delil olur. Futbol bilgisi, tecrübesi ve vizyonuna güvenilerek takımın başına getirilen Aykut Kocaman'ın bu özellikleri 1 sene içinde sonuçlara bağlı olarak değişmez. Aksine Christoph Daum'a göre 3-4 yıllık Bundesliga tecrübesine bedel olan 1 yıllık Fenerbahçe kariyeri Aykut Kocaman'a çok şey katacaktır.

Neticede, 3 direk arasından geçmeyen topların camianın fikrini değiştirdiğine yakın tarihimizde fazlasıyla şahit olduk. Şimdi merak edilen Aykut Kocaman'ın gelmesi için "EVET" diyen taraftar ve yönetimin bu kararın arkasındaki kararlılıkları ve asıl devrim olan Aykut Kocaman'ın görevde kalması için gösterecekleri sabırdır.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Sabır Herşeyin İlacı

Sezona sancılı bir giriş yaptık. Hazırlık maçlarında 6 gol atıp kalesinde 7 gol gören takımımız ilk resmi maçları için Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Young Boys karşısına çıktı. Sportif/Teknik Direktor Aykut Kocaman'ın dahi "güzel bir kura" olarak değerlendirdiği bu eşleşmede işler hiç beklediğimiz gibi olmadı. İki maçta da kırmızı kart görerek maçları eksik tamamlayan takımımız hiçbir üstünlük kuramadığı rakibine elenerek Şampiyonlar Ligi defterini kapattı.

Gerek hazırlık maçları gerekse Young Boys maçlarında izlediğimiz Fenerbahçe'nin futbolu için türlü mazeretler sıralanabilir ancak futbolcuların formsuzluğu, transferlerin gecikmesi, sakatlık gibi bireysel sebeplerin bu kadar vahim bir tablo ortaya çıkarmaması gerekir. Bence ne yaptığını bilmeyen takım görüntüsünün en büyük sorumlusu fiziksel olarak hazır olmayan bir takımla yapılmaya çalışılan zamansız tarz değişikliği denemesidir.

Olur olmaz yerde futbolculara ruhsuz yakıştırması yapmak yerine bu futbolcuların neden bu kadar çabuk yorulduklarını sorgulamakta fayda var. Bunun geçici bir durum olması en büyük dileğim.

Taktik olarak bakılırsa aslında Aykut Hoca'nın nasıl bir dönüşüm istediğini tam olarak anlamış değilim, ya da takımı izlerken Aykut Hoca'nın söylediklerini yapmaya çalışan bir takım göremedim. Sürekli dikine oynayan hızlı oyun anlayışı kulağa hoş gelse de bunun teknik direktörün tek bir direktifiyle yapılamayacağı açık. Olsa hücumcu bildiğimiz Daum bunu seve seve yapardı. Eldeki malzemeyle yapmaya kalktığında geçen sene ikinci devrenin başında nasıl puanlar kaybettiğimizi gördük. Şimdi kimse o maçları "ama çok iyi oynamıştık" diye hatırlamıyor. Takımda topla haşır neşir olmayan bir sürü futbolcu varken, oyunun merkezini ileriye taşıyıp, topa sahip olup onu hızlı bir şekilde gol bölgelerine nasıl taşıyacağımızı çok merak ediyorum. Bunun için zaman ve sabırdan fazlasına ihtiyacımız var gibi geliyor bana.

Takımın oyunu, futbolcuların fiziksel durumu o kadar kötü ki birçok futbolcu bu tabloda olduğundan da kötü gözüküyor. Bu nedenle futbolcuları değerlendirirken bu tablo yanlış yönlendirebilir. Takımın oyun tarzını oturtmakta ciddi sorunlarımız var. Bunun için de ciddi bir zamana ihtiyacımız olacak. Bu sürenin 1 yılı bulması da şaşırtıcı olmaz. Yeni transferler, orta sahaya katılacak teknik kapasitesi yüksek Özer, Topuz gibi oyuncular bu süreci kısaltabilir ancak yine de bu sezondan beklentileri düşürmenin bünyelere ilaç gibi geleceğini düşünüyorum.

1 Ağustos 2010 Pazar

Son Kurşun


Aykut Kocaman, Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe birlikteliği için karamsar tablolar çizmek için bundan iyi zaman bulamazsınız. Bir dönemin sonunun geldiğini işaret eden bu tabloların aksine ufuktaki iki olumlu senaryodan bahsetmek bir Fenerbahçeli olarak bana daha cazip geliyor. Ancak bunların ilki cidden rüya gibi. Sezona rüya gibi bir başlangıç yapılacak ya da iyi başlangıç yapılmasa da sonradan açılıp art arda gelen kupalar ile Aykut Kocaman Fenerbahçe'de teknik direktör olarak da efsane olacak.

İkincisi ise Aykut Kocaman, takım sezonu kaçıncı bitirirse bitirsin görevine devam edecek, öncelikle son dönemde şampiyon olamadığı halde görevde kalan ilk teknik direktör olacak, ardından da ikinci yılında istediği futbolu oynatarak şampiyonluğu kucaklayacak. Atılacak bu son kurşun birçok alanda çığır açan bir yönetim anlayışının 14 yıllık bir dönemde teknik direktör istikrarı adına atacağı en somut ve cesur adım olacaktır. Bunu yapmaya "kamuoyunun takdiri" izin verir mi veya Aykut Kocaman klasik yerli teknik direktör tavrıyla yönetimin ekmeğine yağ sürer mi bilemem, ama bildiğim birşey var o da bıçak sırtındayız.

Ne diyelim, Aziz Yıldırım'ın görevdeki 14'üncü yılına son 5 yılda 5 teknik direktörle çalışan başkan ünvanıyla girmemesini diliyorum. Sanıyorum bu tespit bile sonuç ne olursa olsun Aykut'ta ısrar edilmesi için başlı başına bir baskı unsurudur. Zira en ciddi söylemlerinden biri istikrar olan bir yönetimin bu çelişkiyi izah edebilmesi başlı başına bir rüya gibi gözüküyor.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Sezon Başı Lakırtıları


Kadromuzda şu anda 9 yabancı futbolcu yer alıyor. (Andre Santos, Lugano, Bilica, Cristian, Alex, Deivid, Güiza, Dia, Stoch) Aykut Kocaman kampta yaptığı toplantılarda ileri uca bir yabancı transferi yapılacağını defalarca belirtti. Ayrıca kamp sonrası bazı futbolcularla yollarımızı ayırabileceğimizi de ekledi. Son olarak Başkan Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe Dergisi'ndeki açıklamasında 1 ya da 2 yabancı transferinin gündemde olduğunu söylemesi mevcut yabancı kadrosundan bir yabancının gönderilebileceği anlamına geliyor.

Gönderilecek yabancı için en büyük adayın Güiza olduğu açık; satılacak mı, takasta mı kullanılacak ya da elden çıkarabilecek miyiz orası muamma. Eldeki forvetlerin performansı iç açıcı olmasa da kimsenin Güiza'yı takımda tutmaya gönlü yok. Ancak Güiza gitse de gitmese de eldeki yerli kadro ve yabancı kontenjanı, oyuncu tercihlerinde radikal değişiklikler ve özellikle Türkiye liginde bazı zorunlu tercihler ortaya çıkarabilir.

Öncelikle Aykut Kocaman'ın açıklamalarından Alex'in de yer aldığı mevcut 4-2-3-1 dizilişinde en azından ilk zamanlarda radikal bir değişikliğe gidilmeyeceğini anlıyoruz. Aykut Hoca'nın Alex'in üzerindeki yükü alma işini zamana yaymak ve başarabilirse de önümüzdeki yıllarda Alex olmadan da yaratıcı olabilen bir takım oluşturmak niyetinde olduğunu söyleyebiliriz.

Volkan

Gökhan---Lugano---???---Santos

???------Emre

???----------Alex--------Stoch

Yabancı

Yukarıdaki diziliş ilk zamanlarda tercih edeceğimiz Alex'in de yer aldığı ideal 11'imiz. Saha içinde 6 yabancı oyuncuya izin verilen Türkiye Ligi için bir sorun ortaya çıkıyor. O da bu dizilişte soru işareti olan 3 yerde sadece 1 yabancı oyuncu kullanılacağı için burun kıvrılan tercihlerin olma ihtimali. Bu bir yandan bu üç pozisyon için ideal oyuncuları bulamadığımızı ancak diğer taraftan bu mevkiler için ciddi bir rekabetin olacağını gösteriyor. Kadromuzda adı doğrudan tahtaya yazılan sadece 3 Türk futbolcunun bulunuyor olması ise yerli oyuncu kadrosunun kalitesine ışık tutuyor.

Tekrar bu 3 pozisyona dönersek; Cristian, Dia ve Bilica, bir fikir birliği olmasa da bu mevkilerin 1 numaralı oyuncuları. İşte bu üçlüden sadece biri ligde ilk 11'de forma şansı bulacak. Orta sahada Selçuk veya Mehmet; sağ kanatta Kazım, Özer ya da Mehmet; stoperde ise Önder, Bekir veya İlhan'ın kendilerini göstermek için ellerinde çok ciddi bir fırsat var.

Aykut Hoca'nın stoperde Bilica'dan alabileceği katkıyı Önder'in sertlik, Bekir'in de teknik açıdan vermesi zor gözüküyor. İlhan'ın teknik açıdan methini çok duysak da Gençlerbirliği formasıyla ve hazırlık maçlarında bıraktığı intiba Bilica'yı bana göre tartışmasız savunmanın 1 numaralı adamı yapıyor. Aykut Hoca yerli rotasyondan Lugano'yla uyumlu bir partner çıkaramazsa Bilica Aykut Hoca'nın stoperdeki vazgeçilmezlerinden biri olmaya aday.

Cristian, Young Boys maçındaki silik performansıyla gözden düşmüş gibi gözükse de top hakimiyeti ve pas isabeti nedeniyle bence Aykut Hoca'nın Selçuk'tan önceki tercihi olur. Ayrıca bu bölgede sakatlığı süren Mehmet iyileşir ve form tutarsa defansif açıdan soru işaretlerini beraberinde getirse de yerli bir alternatif olabilir. Dia'yı izlemeden sağ kanat hakkında yorum yapmak doğru olmaz ancak yine de Kazım'ın Türk pasaportu, Mehmet veya Özer'in defansif oyuna yatkınlıkları sağ kanattaki Türk rotasyonunun en büyük avantajları olacak.

Diğer taraftan sonuçlarıyla Aykut Kocaman'ı rezil ya da vezir edebilecek bir diziliş olan 4-3-3 yabancı kontenjanı kaynaklı tercih tartışmalarını azaltabilir. Ancak o da Alex'i 11 dışında bıraktığı için başlı başına bir tartışma konusu olacaktır.

Volkan

Gökhan---Lugano---Bilica---Santos

Mehmet---Özer---Emre

Dia----Yabancı----Stoch

Bu kadronun bana göre en büyük soru işareti aslında Alex'in yokluğu. Mehmet-Özer-Emre üçlüsü Türkiye standartlarında Busquets-Xavi-Iniesta gibi gözükseler de takım ne zaman Aykut Kocaman'ın hedeflediği topa hakim, rakibi top peşinde koşturan bir takım halini alır bilemiyoruz. Bu üçlü topun peşinden koşmaya başlarsa gözler gol noktalarında Alex'i, orta sahada da Cristian'ı ve Selçuk'u aramaya başlar.

Kağıt üzerinde Aykut Kocaman'ın 4-3-3'ü heyecan verici gözükse de bu sistemi sadece futbolcuların yerlerini değiştirerek oynamayacağız. Takımın en sağlam halkası Lugano'nun teknik yetersizlikleri nedeniyle en zayıf halka halini alabileceği köklü bir değişimden bahsediyoruz. Bu nedenle takımın son 5 yıldaki golcüsü, halen takımın en güvenilir gol ayağı olan Alex'in bu sezon da tahtaya adı yazılan ilk oyuncu olması garip karşılanmamalı. Bu dönüşümde sabırsız olmak, zaten sancılı geçmesi muhtemel bir dönemi daha da çekilmez bir hale sokabilir.

Özetle, soru işaretlerini dağıtmak kolay olmayacak. Sezon boyunca oyuncu tercihleri en büyük tartışma konusu olacak. Geçmişten dersler çıkarmak gerektiği gibi takımın birçok eksikle çıktığı ve 10 kişi kaldığı Young Boys maçındaki performansı nedeniyle karalar bağlamamak gerekir.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Aykut Kocaman'ın gelişi devrim midir?


Aziz Yıldırım'ın önce 19 Mayıs'taki basın toplantısında, sonra da 27 Mayıs'taki Düzce tesisleri temel atma töreninde Fenerbahçe futbol takımının geçen sene başarılı olduğunu söylemesinin üzerinden çok fazla zaman geçmedi. Ancak takımın teknik kadrosu kısa sürede tamamen değişti. Başkan iki açıklamasında da "bence" ifadesini ısrarla kullanıyor. Akabinde Haziran ayının ilk yarısında ne olduysa oluyor. İstanbul'a çağrılan Christoph Daum'un yönetimle yaptığı toplantının ardından "sözleşmeyle belirlenmiş çerçevede" görevini sürdüreceğinin açıklanması; basın açıklamasının detaylarına bakınca bunun bir inatlaşmadan ibaret olduğunun anlaşılması, Alman hocayla uzun pazarlıklar sonucu yolların ayrılması, Aykut Kocaman'ın sahaya inmesi ve son olarak yönetimin Daum'un başarısızlığının kamuoyu tarafından onaylandığını iddia ederek kendisini haklı çıkarması geride kalan iki ayın özeti gibi gözüküyor.

İki ay önce Aziz Yıldırım'ın yaptığı açıklamalarla ve son olarak yayınlanan "Fenerbahçe Spor Kulübü" imzalı basın açıklamasının taban tabana zıt olması Fenerbahçe'de kararların camianın nabzına göre şekillendiğini gösteriyor. Bence bu açıklamalardan çıkartılabilecek biri olumlu diğeri olumsuz iki çarpıcı sonuç var. Mayıs sonuna kadar kulüp başkanı tarafından başarılı kabul edilen bir takımın teknik adamı başkanın muhafazakar söylemlerinin aksine tazminat ödenerek görevden alınıyor. Bu, Aziz Yıldırım'a yapışmış "astığım astık, kestiğim kestik" üslup ile çelişen, kulüp içi demokrasi ve camianın sesine kulak veren yönetim anlayışının delili sayılabilecek bir durumdur. Bir insanın düşüncesinin 1 ayda tamamen tersine dönmeyeceğini varsayarsak, bu işin olumlu tarafı.

Olumsuz tarafı ise yönetimin camianın nabzına göre karar verip, en risksiz adımları atması, suya sabuna dokunmamasıdır. Türkiye'de rüzgarın yönünü belirleyenlerin başında medyanın geldiğini kabul edersek yönetim anlayışının buna dayanmasındaki sakıncalar daha net bir biçimde ortaya çıkıyor. Zamanında Terim rüzgarıyla Löw'ün gönderilip Rıdvan'ın göreve getirilmesi, takımı iyi çalıştırmayan Mustafa Denizli'nin sezon ortasında gönderilip yerine disiplinli Lorant'ın getirilmesi, rahat Zico'nun yerine disiplinli Aragones, umursamaz Aragones yerine eski dost Daum; eski dost, yeni paragöz Alman Daum'un yerine içimizden biri, "git deyince giden" Aykut Kocaman'ın getirilmesi bu yönetim anlayışının bir gelenek haline geldiğini gösteriyor. Kocaman'ın göreve gelmesinde Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor ile elde ettiği şampiyonluğun ardından ivme kazanan milliyetçi akımın etkileri de göz ardı edilemez. Yönetimin bu zaafı camiaya ve taraftara büyük bir sorumluluk yüklüyor. Zira bu yönetim doğru veya yanlış camianın sesine kulak veriyor.

12 yıllık başkanlık tecrübesine rağmen Aziz Yıldırım ve yönetimlerinin özellikle futbol takımı söz konusu olunca icraata dökemediği en güçlü söylem "istikrar" olmuştur. Bu anlayışın Aykut Kocaman döneminde devam edeceğinin garantisi olmasa da, 12 yılın bıraktığı intiba endişelenmek için yeterli. Diğer taraftan Rıdvan ve Mustafa Denizli gibi iki Türk teknik direktörle sezon açmış olan Fenerbahçe için yeni bir Türk ile çalışmayı "devrim" olarak dillendirmek de çok doğru değil. Zira son 12 yılı göz önüne alacak olursak Fenerbahçe'de "Devrim" bir teknik direktörün gelmesi değil, gitmemesiyle olur. Önümüzdeki dönemin devrim niteliğinde olup olmayacağını da camia ve yönetimin Aykut Kocaman'a kötü günde vereceği samimi destek gösterecektir.

13 Haziran 2010 Pazar

İstikrar Teğet Geçmesin

Son haftada kaybedilen şampiyonluktan sonra gözler teknik direktör konusunda verilecek karara çevrilmişti. Zira şampiyon olamayan teknik direktör ile yolları ayırmak Fenerbahçe'nin yazılı olmayan bir kuralı gibi işledi bugüne kadar. Fenerbahçe tarihinin en uzun süre başkanlık yapan isimlerinden biri olan Aziz Yıldırım'ın son haftada kaybedilen ikinci şampiyonluktan sonra da bu kuralı yine işletip işletmeyeceği merakla bekleniyor.

Büyük resme bakıldığında Fenerbahçe tarihinde istikrar vurgusunun en güçlü yapıldığı dönemdeyiz. Ancak bu çabanın en azından futbol şubesi için söylemlerin ötesine geçtiğini söylemek kolay değil. Futbol şubesinin son dört sezonda dört farklı teknik direktörle çalışma ihtimalinin güçlü bir şekilde dillendirilmesi bile istikrar savunucusu bir yönetimi rahatsız etmeli.

Trabzonspor maçının üzerinden tam bir ay geçti. Fenerbahçe'nin sözleşmeli teknik direktörü Christoph Daum'un akıbetiyle ilgili sağlıklı bir bilgi almak mümkün değil. Futbolcular ondan "eski teknik direktörümüz" diye bahsediyor, yeni transferimiz Aykut Kocaman'ı "takımın eski sportif direktörü yeni teknik direktör" olarak tanıtıyor. Ancak Daum'un sözleşmesine son verileceği yönündeki söylentiler karşısında yönetim cephesinin süren sessizliği, bilgi kirliliği içerisinde zararlı tartışmalara yol açıyor.

Diğer taraftan, Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor'da kısıtlı imkanlarla lig şampiyonluğuna ulaşmasının ardından ortalığı kasıp kavuran Türk ve genç teknik adamlarla çalışma heyecanı yönetimimizi de etkilemişe benziyor. Ancak bu karşısında durulamayacak bir rüzgâr değil. Sezonu Fenerbahçe'nin 103 gollük rekorunu kırarak şampiyon olma iddiasıyla açan ancak 34'üncü hafta sonunda sadece 61 golle 10 puan arkamızda kalan Galatasaray'ın Rijkaard ile yola devam etmesi bunun en yakın örneğidir. Fenerbahçe cephesinde ise ağızları bıçak açmıyor. Camia da ister istemez takımın müstakbel teknik direktörü Aykut Kocaman'a kendisini hazırlıyor.

Aykut Kocaman'ın teknik direktörlüğe getirilmesi geçen sezon büyük umutlarla öne sürülen Futbol Direktörü makamını ve şube istikrarını da tehdit ediyor. Aykut'un hem görevini sürdüreceği hem de teknik direktör olacağı söylentileri aslında Türk futbolunda çığır açabilecek bir hamlenin 1 yıllık deneme süresinin ardından rafa kaldırılması anlamına geliyor. Bence geçen sezonun dibe vurmuş hastalıklı kadrosunun tedavisinde ve sezon içinde yaşadığımız onca sıkıntıya rağmen yarıştan kopmamamızda Daum ve Aykut'un birlikte çalışmalarının payı büyüktü. Daum gibi Türkiye şartlarına alışkın bir teknik adamın sezon sonunda yaptığı açıklamada Bundesliga'da 4 sezon geçirmiş gibi yorulduğunu söylemesi bile olası bir görev değişimi halinde Aykut Kocaman'ı ne kadar ağır bir yükün beklediğini gösteriyor.

Malatyaspor'un başındayken bile taraftarların yönetim için yaptıkları istifa çağrılarını kendi istifasıyla susturacak kadar duygusal bir yapıya sahip olan, Aziz Yıldırım'a "ben biraz düşüneyim" diyemeyecek kadar romantik bir Fenerbahçeli'nin ipi kuyuya inmek için ne kadar tekindir, tartışılır. Zira benzer bir tabloyu Löw'ün ardından "Fenerbahçe'nin Fatih Terim'i" sözleriyle göreve gelip ilk Avrupa sınavında MTK'ya elenince ısrarlara rağmen istifa eden Rıdvan'da yaşadık. Son 20 yılın en kötü sezonlarından birisi 3 farklı teknik direktör ile tamamlandı. Bu sezondan sonra Aziz Yıldırım alternatifsiz kadrosunda yaşanan sakatlıklar nedeniyle sezon sonunu getiremeyen Löw ile yolları ayırmakla en büyük hatasını yaptığını itiraf ediyordu. Bugün yaşananları da göz önüne getirince Aziz Yıldırım dönemi kendi içinde tekrar eden bir tarih gibi görünüyor.

Tıpkı son anketimizdeki eşitlik gibi, camia içinde de azımsanmayacak bir kesim futbol şubesinde istikrar söyleminin sözde kalmasından rahatsızlık duyuyor ve aradan 12 yıl geçmiş olsa da artık bir yerden başlanması gerektiğini düşünüyorlar. Aziz Yıldırım'ın dönüp dolaşıp ikinci kez başvurduğu bir isim olan Christoph Daum Fenerbahçe'de görev yaptığı 4 sezonda da Fenerbahçe'yi yarışmacı kimliğine yaraşır bir şekilde çalıştırarak finallerin takımı haline getirdi. Bu yeni dönemde de kendi takımını kurmasına izin verilirse neler yapabileceğini biliyoruz. Ancak geçen 1 aylık sürede takınılan tavır Daum ihtimalini zayıflatıyor. Gönül ister ki, Aykut Kocaman yetkilerini kullanarak Daum ile göreve devam etme kararı alsın, hem Daum'a sağlıklı bir çalışma ortamı sağlasın, hem Fenerbahçe'nin yıllardır zarar veren istikrarsızlık ezberini Futbol Direktörlüğü makamının da değerini yükselterek bozsun, hem de kulübü gereksiz tazminat yükünden kurtarsın. Ancak ne olursa olsun, inşallah verilecek karar Fenerbahçe için tarihteki kötü örneklerin tekerrür etmediği bir dönem ve zaferler getirir.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Anket: Christoph Daum'un Akıbeti

2006'da henüz Denizli maçının teri soğumadan başkanın istifa etmesi ve futbolcuların takımdan ayrılmaya başlaması taraftarın yarasına tuz ekmiş, neye üzüleceğine şaşırmasına neden olmuştu. Bu sene şampiyonluğun kaybedilmesinin ardından Aziz Yıldırım'ın bütün sorumluluğu üstüne alması, yönetim kuruluna da danışarak soğukkanlı davranması, popülist ve aceleci kararlardan kaçınması Trabzonspor maçının üstünden sadece 1 hafta geçmiş olmasına rağmen camianın yara sarmaya başlamasını sağladı.

17 Mayıs'ta gerek dramatik kayıptan, gerekse de Aziz Yıldırım yönetimlerinin benzer durumlarda verdikleri kararlardan dolayı Daum'un takımdan gönderilebileceği fikri uzak bir ihtimal gibi gözükmüyordu. Ancak aradan geçen bir haftalık sürede Christoph Daum'un, yardımcısı Ayhan Tumani'nin nikahında Ali Koç ile birlikte şahitlik yapması iplerin kopmamış olabileceğini gösteriyordu. Ardından yapılan basın açıklamasında Daum ile görüşüleceğinin belirtilmesi, akabinde tazminat görüşmesi olmadığı aşikâr olan bir toplantının yapılması, sonuç olarak kendisinden bir rapor istendiği söylentileri ve halen sözleşmesinin devam ediyor olması Alman teknik adamın görevine devam etme ihtimalinin de ciddi anlamda masada olduğunu ortaya koyuyor.

Buna ek olarak camiada azımsanmayacak bir kesim Christoph Daum'un her teknik direktör gibi hatalar yaptığı gerçeğini saklı tutarak, şampiyon olamayan teknik direktörün görevine kayıtsız şartsız son verilmesi geleneğinin sona erdirilmesini bekliyor. 2006'da olduğu gibi Daum'u takımda tutmanın kırılganlık oluşturacağını ve istemeden de olsa Daum ile yolların ayrılması gerektiğini düşünenler de az değil. Diğer taraftan, çeşitli sebeplerden ötürü başından beri Daum'un Fenerbahçe'ye layık bir teknik direktör olmadığını düşüncesini taşıyan ve şampiyon yapsa dahi Daum'u Fenerbahçe'nin başında görmek istemeyenleri de inkâr etmenin anlamı yok.

Yönetimin geçmişte verilen ve hüsranla sonuçlanan bazı kararlardan dersler çıkarmış olma ihtimali bana umut veriyor. Tazminatların getirdiği yükün idrak edilmesiyle de Christoph Daum'un takımın başında tutulmasının oldukça yüksek bir ihtimal olduğunu düşünüyorum. Bunun kararını elbette yönetim verecektir. Bakalım naçiz anket bu konuda neler söyleyecek?

18 Mayıs 2010 Salı

Daum kalmalı mı, gitmeli mi?

İki kongre üyesi tartışıyor...

S: Kalmalı.

İ: Neden kalsın?

S: Neden gitsin?

İ: İki kere aynı hatayı yapan işçi uyarılır, üç kere yapan ceza alır, fazlasını yaptığında hala devam ediyorsa iş akti sona erdirilir.

S: Kurduğu takımları takım gibi oynattığı için mi?
Fenerbahçe tarihinin en başarılı teknik direktörü olduğu için mi?
Fenerbahçe’nin başında sadece 2 kez katıldığı Şampiyonlar Liginde çeyrek final görmediği için mi?
Olcan Adın, Mahmut Hanefi, Kemal Aslan gibi genç yıldızları körelttiği ve kaybettiği için mi?
Yoksa Selçuk, Ümit Özat, Serhat, Aurelio, Nobre gibi adamlara sınıf atlattığı için mi?
Transferde az hata yaptığı için mi?
Daha az hata, daha az israf, daha az heyecan anlamına geldiği için mi?
Herkesin hem fikir olduğu oyuncu değişikliklerini yapmadı diye mi?

Daum iki kez son haftada kaybetti ama kaybetmek hata değil sonuçtur. Tekrarlanan da sonuç, hata değil.

Ortada aynı hatayı ikinci kez yapan biri varsa Daum'u takımda tutmamak için mazeret arayanlardır.

İ: Böyle çöküşlere sebep olanlar gider, ben bu değişim karşıtlığını anlamıyorum. O zaman bir gelen hiç gitmesin, hep kalsın. Hep destek tam destek ne demek, bu mu? Anlamadım.

S: Sen kendini bildin bileli olan şeyin tekrar yapılmasını istiyorsun. Eğer asıl değişim isteyen varsa o da benim.

İ: Loser ile devam etmek değişim midir?

Zico'ya gitmemeli dedik, Daum'un ilk seferinde gitmesin dedik, değil mi? ;)
Deniz Baykal'a yapışan CHP’liler gibi mi yapalım, sonsuza kadar kalsın istikrar adına o zaman.

S: İstersen 1907'den beri teknik direktör gitmesin demiş ol. Neticede verilen kararlardan bahsediyorum. Verilen kararlar zerre kadar değişmiyor. Eğer bir statükoculuk varsa o başka adreste. İlk defa yapılacak birsey istiyorum. Fenerbahçe tarihinin en başarılı teknik direktörü loser da olsa onun arkasında durulmasını istiyorum. Löw 1, Daum 2, Zico 3, sonu nereye gidiyor bu işin?

Yıllardır gitmesin dedik. Dedik de ne oldu? Bunu söyleyebilme özgürlüğümüz var, ona da şükür tabi. Ancak verilen kararlar hiçbir zaman değişmedi.

Açık ve net söyleyeyim, bu cesareti gösteremezse eğer Deniz Baykal'a yapışan CHP’lilerden farksız hissederim kendimi Aziz Yıldırım’a oy verirken.

...

Konuşma sırası Başkan Aziz Yıldırım'da...

17 Aralık 2009 Perşembe

Imkansiz

Sheriff macina saatler kaldi. Grupta is bitmis. Haftasonu da onemli bir maca cikacaksin. Basin toplantisindaki sorular da dogal olarak kadroyla ilgili.

Sahaya genclerle ciksan Avrupa'yi onemsemeyen adam olursun; tam kadro ciksan yedekler ve gencleri kulubede curuten.

Simdi bir de Roberto Carlos eklendi. Oynatsan akli Brezilya'da olan adami oynattigin icin; oynatmasan vefasiz oldugun icin elestirilirsin.

Temiz tarafi olmayan bir degnek iste...

6 Ağustos 2009 Perşembe

Teknik Direktörlük Üstüne


"Aragones'in yaptığını yapamazdım. Avrupa Şampiyonası Finali'nden sonra İspanya'dan ayrıldı ve iki gün sonra Fenerbahçe'de göreve başladı. Kendinizi o işe hazırlamalısınız."

Sports Illustrated'e konuşan Joachim Löw konu aynı anda hem milli takım hem kulüp takımı çalıştırmaya gelince teknik direktörlükte konsantrasyon ve kendini işe vermenin öneminden bahsediyor...

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Dejavu

Daum & Yıldırım
Yıl 2003... Fenerbahçe 3 ayrı teknik adamın görev yaptığı bir sezonu geride bırakırken takımın başına en son Austria Wien'i çalıştıran Daum getiriliyordu. Aziz Yıldırım döneminin futboldaki altın çağının yaşanacağı yıllar Daum'un bu imzasıyla başlamıştı. Ümit milli takım futbolcuları üzerine nokta yabancı transferlerle kurulan son yılların en hesaplı kadrosu merdivenleri adım adım çıkarken, Daum'un en büyük yardımcısı ilk sezon alınan şampiyonluk olmuştu şüphesiz. Çoğu ümit milli takım seviyesinde 10'dan fazla yeni transferle girilen bir sezonda, son şampiyon Beşiktaş'ın 8 puan gerisinden gelerek şampiyon olmak bu tecrübesiz ekibin özgüven kazanması ve her hangi bir yıkıma uğramadan 3 yıl boyunca Türkiye'yi domine etmesinde büyük rol oynadı.

2003'te atılan temellerin üstüne yapılan takviyelerle üçüncü yılında rakiplerine karşı bütün maçları kazanan bir takım ortaya çıktı. Böyle bir sezonda kaybedilen şampiyonluğun üzüntüsü Aziz Yıldırım'ı bu krizi teknik direktör değişimiyle çözmeye itti ve Daum'un sağlık sorunları sebep gösterilerek kendisiyle sözleşme yenilenmedi. Sahada rakiplerini dize getiren, "Tek Büyük" olma yolunda önemli bir eşiği aşmak üzere olan Fenerbahçe, devre arasında Haluk Ulusoy'u darbeyle göreve getiren "diğerleri" tarafından aşağıya çekildi. Meşhur 14 Mayıs'ın ertesinde en büyük dileğim Aziz Yıldırım'ın kendi döneminin en parlak futbolunu oynayan bu takımı ayak oyunlarıyla alt etmeye çalışanların attığı oltaya gelmemesiydi. Daum ile yola devam ederek "Fenerbahçe Düşmanları"na göz dağı veren ve "Şampiyon Olamayan Teknik Direktör Gider" ezberini bozan adam olmak varken o yeni bir sayfa açmayı tercih etti.

Kulüp için çok önemli olan 2007 yılının öncesinde teknik direktör değişikliği Daum'u takımda tutmaktan daha büyük bir riskti. Bence Aziz Yıldırım zor olanı yaptı ve o sezon lig şampiyonluğunu Zico ile kazanmayı başardı. Ancak ertesi yıl Avrupa'da fırtına gibi esen takım ligde nal toplayınca Mayıs 2006'da bozulmayan ezber "Yürüye Yürüye Şampiyonluk" tabirinde vücut buldu ve Zico'ya patladı. Zico'nun artan maddi talepleri de işin tuzu biberi oldu. Neticede maceralı başlayıp Daum'un oturttuğu sistemle hayat bulan Zico'nun Avrupalı Fenerbahçe dönemi yine kaybedilen bir lig şampiyonluğuyla son buldu.

Son olarak Avrupa Şampiyonu İspanyol teknik adam Aragones ile başlanan sezon bir dibe vurma hikayesiyle sona ererken açılan yeni beyaz sayfanın başında tanıdık bir ismin imzası var. Christoph Daum. Yıl bu sefer 2009...

Daum'un işi bu sefer daha zor. Ondan önümüzdeki yılların iskeletini oluşturmaktan ziyade şampiyonluk bekleniyor. Yani ondan beklenen 2006'da Fenerbahçe'den ayrılmasına sebep olan o "basit" sonuç. Belki çoğunluk değil ama ciddi bir kesim de Daum ile şampiyonluğu garanti görüyor. Bu bir yandan Daum'a olan güvenden kaynaklansa da diğer taraftan lig şampiyonluğunun çantada keklik görülmesinden dolayı olası bir ikincilikte yıkımın büyük olacağını ve "şampiyon olamayan gider" söyleminin tekrarı için yeterli kamuoyunun şimdiden oluştuğunu gösteriyor.

Daum bu sefer ilk sezonunda Avrupa Kupası'na katılacak. Alacağı başarılı sonuçlarla hakkındaki "Avrupa'da başarısız" önyargılarını yıkabileceği gibi Mart ayına taşınamayan bir Avrupa serüveni de hem takımı hem de onu sezon ortasında hedef haline getirebilir.

Daum'un avantajı ise bu sefer eline tecrübesiz bir tayfa alıp zamanının yarısını onlara temel futbol bilgilerini aktarmakla uğraşmak zorunda olmaması. Aziz Yıldırım belki 3 yıllık I. Daum döneminde harcadığı paranın tamamını daha ilk yılında Daum'un hizmetine sunmaya hazır. Ligin zirvesinde Sivasspor ve Beşiktaş dışında eski teknik direktörüyle devam eden takım olmaması da avantajımız. Kilit, ilk yılda alınacak şampiyonluktur. O da bir teknik direktörün ilk sezonunda transferlerdeki isabet ve verime fazlasıyla bağlıdır. Umarım verimli bir transfer dönemi geçirir açılan bu beyaz sayfayı Fenerbahçe formasına eklenecek yıldızlarla süsler uzun yıllar kapatmayız...

22 Mayıs 2009 Cuma

Yıldırım vs. Grupçuluk


"Aziz Yıldırım olmasın da kim olursa olsun" mantığıyla yürütülen bir seçim propagandasının 13 bin üyeye ulaşmış Fenerbahçe'de çoktan bitmiş olması gerekirdi. Son olarak Aziz Yılmaz tarafından kongre üyelerine gönderilen mektup grupçuluğun can çekişse de var olduğunu gösteriyor. Aziz Yılmaz'ın "Sessiz Çoğunluk" olarak nitelediği hedef kitlesinden beklentisi Aziz Yıldırım'a karşı birleşilmesi. İki ayrı pdf dosyası halinde Aziz Yılmaz'ın kongre üyelerine gönderdiği mektup aşağıda.


Bunun dışında her iki aday da değişimden söz ediyor. Peki bahsettikleri değişim ne vaad ediyor kongre ve gelecek yönetimi bekleyenler neler? Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

21 Mart 2009 Cumartesi

Vizyon Eksikliği


Geçenlerde Alex Ferguson'un "5 kupa kazanma hedefimiz yok" açıklamasının ardından yöneticilerimizin ağzına sakız olmuş bir laf geldi aklıma. "Her kulvarda şampiyonluk hedefliyoruz."

Alex Ferguson açıklamasının devamında mevcut kadrosunun şimdiye kadar sahip olduğu en iyi kadro olduğunu da belirtmesine rağmen ağzından "Manchester United'ın hedefi mücadele ettiği bütün kupaları kazanmaktır" lafını alamamış kimse.

Diğer tarafta da, tarihinde 1 kez çeyrek final görünce bir anda Şampiyonlar Ligi kupasını hedeflemek; 8 yıldır Avrupa'da hiçbir başarısı olmadığı halde sırf final ezeli rakibinin sahasında diye bir başka tesadüfe yelken açmak ne kadar da komik kaçıyor değil mi?

Üstüne üstlük bu açıklamaları destekleyici konuşmayan gerçekçi teknik direktörler vizyonsuz ve yönettiği takımlardan 2-3 gömlek küçük olmakla suçlanıyor ve ipler inceldiği yerden kopuyor. Kendi liglerinde çantada keklik gördükleri şampiyonluğu kaçıran teknik direktörle çalışmaya devam etmek de camianın büyüklüğünü anlayamamak oluyor. Unutmadan, Alex Ferguson Manchester United'ın başında ilk lig şampiyonluğunu 8. sezonunda kazanmış. Küçük camianın küçük takımı, küçük takımın küçük hocası olmak böyle birşey işte.

14 Mart 2009 Cumartesi

Fenerbahçe'ye saldırmanın dayanılmaz hafifliği !



12 Mart 2009 Perşembe / Erhan Güven (Zaman)
"... Zira sağ kanatta görev yapan ancak sakatlığı süren Deivid, Kocaelispor önünde oynamayacaktı. Bu durumda Kazım bu mevkide ilk tercih olması gerekirken Aragones, idmanda devre arasında transfer edilen Gökhan Emreciksin'i denedi. ..."

13 Mart 2009 Cuma Fenerbahçe 1-1 Kocaelispor
Kazım ilk onbirde.

14 Mart 2009 Cumartesi / Erhan Güven (Zaman)
"... Sakat olan Deivid'in yokluğunda ise büyük bir sürprize imza atarak tam 9 haftadır 11'de başlamayan Kazım'a şans tanıdı. Oysa İspanyol hoca antrenmanlarda Gökhan Emreciksin'i oynatacağının sinyalini vermişti. ..."


Bu gazetenin internet sayfalarına giriyorsanız farkedersiniz. Yorumları tamamen Galatasaray'a endeksli. Hatta artık emekli olmuş Galatasaraylı futbolcular bile devamlı olarak bu Galatasaraylı gazetenin internet sayfalarında övgüyle anılmaya devam edilmekteler. Sadece Galatasaray'a yönelik haberlerde değil, Fenerbahçe'yle ilgili haberlerde de devamlı olarak Fenerbahçe'ye saldırma hevesi içinde cümleler kuran, Fenerbahçe'nin teknik direktörüne, başkanına her fırsatta saldırmayı, ama bunu yaparken iz bırakmamayı felsefe edinmiş editör ve yazarlarla dolu kadrosuyla bu gazetenin internet sitesi ziyaret edilmemesi gereken "anti-Fenerbahçeli siteler" sıralamamda birinci sırada yer alıyor. 

İnanır mısınız ultraslan'ın ve galatasaray.org'un yazıları beni biçbir zaman bu sitenin saçma sapan cümlelerle dolu Fenerbahçe haberleri gibi sinirlendirmemiştir.

Sormadan edemiyorum; 'Fenerbahçe'ye her fırsatta saldırma arzusunun altında yatan sebep nedir?'

"...Her başarılı sezonun sonunda bir yıldız futbolcusunu gönderen Fenerbahçe yönetimi formasına her şeyiyle bağlı olan kaptanını da (Ümit Özat) göndermekte tereddüt etmedi.... "
kaynak

23 Şubat 2009 Pazartesi

Suçlu Kim?

7 Subat 2009 - Galatasaray 1-1 Kayserispor
8 Subat 2009 - "Federasyon'dan destegimizi cekeriz."
12 Subat 2009 - "Sivasspor ve Kayserispor maclarinda kural hatasi yapildi. Hakemleri ve federasyonu uyariyoruz."
14 Subat 2009 - Antalyaspor 1-0 Galatasaray
17 Subat 2009 - "Federasyon'dan biri Ali Sami Yen'e gelirse yanina oturmam."
22 Subat 2009 - Galatasaray 2-5 Kocaelispor
23 Subat 2009 - "Yeni Teknik Direktorumuz Bulent Korkmaz"

Galatasaray yonetiminin son iki haftadaki aciklamalarina gore Kocaelispor macina kadar kotu gidisatin sorumlusu federasyon ve kurullariymis gibi gozukuyor. Ancak dun alinan kararla fatura Skibbe'ye kesilmis.

Bu durum ya bir maclik performansa bakilarak gonderilen yeni bir teknik direktor hikayesi ya da hakemler ve federasyonu etki altina alma cabalarinin belgesi.

17 Şubat 2009 Salı

Hiddink'in Harman Olduğu Yer

Fenerbahçe tarihinde görev alan dünya çapında teknik direktörlerden biri olan Guus Hiddink Chelsea ile anlaştı. Mirror'un internet sitesinde Hollandalı'nın otobiyografisinden alıntılar yapılan haberde Guus Hiddink Türk basınıyla tanışmış birisi olarak herşeye hazır olduğunu söylüyor ve bir anısını aktarıyor.

Bir antrenmanda kaleci Toni Schumacher'in burnuna top isabet eder ve burnu kanamaya başlar. Guus Hiddink, Schumacher ile birlikte gazetecilere bir oyun oynamaya karar verir. Kavga etmiş gibi davranacaklardır. Sahadan çıkarlarken basın hazır bekliyor, Hiddink yüzünden kanlar dökülen Schumacher'e çıkışıyordur. Ertesi gün gazetelerdeki haberi tahmin etmek zor değil.

"Hiddink Kalecisini Parçaladı!"
Blog Widget by LinkWithin