
14 Mayıs 2012 Pazartesi
7 Ağustos 2010 Cumartesi
Sabır Herşeyin İlacı

Gerek hazırlık maçları gerekse Young Boys maçlarında izlediğimiz Fenerbahçe'nin futbolu için türlü mazeretler sıralanabilir ancak futbolcuların formsuzluğu, transferlerin gecikmesi, sakatlık gibi bireysel sebeplerin bu kadar vahim bir tablo ortaya çıkarmaması gerekir. Bence ne yaptığını bilmeyen takım görüntüsünün en büyük sorumlusu fiziksel olarak hazır olmayan bir takımla yapılmaya çalışılan zamansız tarz değişikliği denemesidir.
Olur olmaz yerde futbolculara ruhsuz yakıştırması yapmak yerine bu futbolcuların neden bu kadar çabuk yorulduklarını sorgulamakta fayda var. Bunun geçici bir durum olması en büyük dileğim.
Taktik olarak bakılırsa aslında Aykut Hoca'nın nasıl bir dönüşüm istediğini tam olarak anlamış değilim, ya da takımı izlerken Aykut Hoca'nın söylediklerini yapmaya çalışan bir takım göremedim. Sürekli dikine oynayan hızlı oyun anlayışı kulağa hoş gelse de bunun teknik direktörün tek bir direktifiyle yapılamayacağı açık. Olsa hücumcu bildiğimiz Daum bunu seve seve yapardı. Eldeki malzemeyle yapmaya kalktığında geçen sene ikinci devrenin başında nasıl puanlar kaybettiğimizi gördük. Şimdi kimse o maçları "ama çok iyi oynamıştık" diye hatırlamıyor. Takımda topla haşır neşir olmayan bir sürü futbolcu varken, oyunun merkezini ileriye taşıyıp, topa sahip olup onu hızlı bir şekilde gol bölgelerine nasıl taşıyacağımızı çok merak ediyorum. Bunun için zaman ve sabırdan fazlasına ihtiyacımız var gibi geliyor bana.
Takımın oyunu, futbolcuların fiziksel durumu o kadar kötü ki birçok futbolcu bu tabloda olduğundan da kötü gözüküyor. Bu nedenle futbolcuları değerlendirirken bu tablo yanlış yönlendirebilir. Takımın oyun tarzını oturtmakta ciddi sorunlarımız var. Bunun için de ciddi bir zamana ihtiyacımız olacak. Bu sürenin 1 yılı bulması da şaşırtıcı olmaz. Yeni transferler, orta sahaya katılacak teknik kapasitesi yüksek Özer, Topuz gibi oyuncular bu süreci kısaltabilir ancak yine de bu sezondan beklentileri düşürmenin bünyelere ilaç gibi geleceğini düşünüyorum.
12 Mayıs 2010 Çarşamba
Geri Döndü

Uzun bir aradan sonra ilk kez bir kulüp takımı formasıyla sahaya çıkan Stephen Appiah taraftarlarını selamlıyor.
9 Mayıs 2010 - Bologna 1-1 Catania
22 Ağustos 2009 Cumartesi
16 Ağustos 2009 Pazar
17 Şubat 2009 Salı
Hiddink'in Harman Olduğu Yer
1 Şubat 2009 Pazar
Tek mi, çift mi?
29 Ocak 2009 Perşembe
Rastgele...
Fenerbahçe camiası ve kendisi için hayırlı, uğurlu olsun.
22 Ocak 2009 Perşembe
Ecelli Rekabet

Yeni nesil bilgisayar hastası. Evdeyken misafir çocukların en büyük heyecanı evin bilgisayarının başına geçip oyun oynamak olurdu. Keyfiniz yerinde ise, zamanınız da varsa onlarla ilgilenmek gayet eğlencelidir. Bazen oyunu sevip oynamaya devam etmelerini istersiniz. Bu vesileyle yol yordam gösterir, işini kolaylaştırırsınız. Bir de ters zamanda gelip işi gücü bölenler olur, bir an önce sıkılıp gitsinler diye karşısına geçip dümdüz eder, oyunda hiç şansı olmadığını gösterirsiniz. Çocuk bozulur gider. :)
Aktüel'in son sayısında Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki rekabetin bir parçası olmayı başaramayan ragbi ile ilgili bir haber yapıldı.
Son rugby maçı, 18 Mayıs 1947'de Kadıköy'deki Fenerbahçe-Beşiktaş futbol maçı öncesinde, 18 bin seyirci önünde Fenerbahçe ile Galatasaray rugby takımları arasında oynandı. Rugby derbisinin galibi, Galatasaray'ı 12-0 yenmeyi başaran Fenerbahçe'ydi. Ve bu ağır skor, Türkiye'de rugby'nin kaderini değiştirdi! 12-0'lık yenilgiyi hazmedemeyen Galatasaray kendi rugby takımını dağıtınca, diğer kulüpler de sırasıyla rugby şubelerini kapattı.
Aklım ister istemez bir de futboldaki rekabetin tarihine gitti. Yazanlar şöyle başlamışlar anlatmaya: "17 Ocak 1909 tarihinde ''Papazın Çayırı'' olarak adlandırılan yerde yapılan ilk maçı 2-0 kazanan Galatasaray, ezeli rakibinden ilk 7 maçta gol bile yemedi."
1909'da futbol aşkıyla 100 yıllık rekabete yelken açmış olsa da, 1947'de ters tarafından kalkıp ragbideki rekabetin köküne kibrit suyu döken Fenerbahçe'yi kınıyorum. :)



