
Sakatlıklar ve cezalı futbolculardan dertli bir teknik direktör 3 günde bir maça çıkan bazı as oyuncularını 3-0'lık skor üstünlüğüyle çıkılan maçta dinlendirerek laubalilik yapmış olmaz. Sorumsuz olmanın dayanılmaz hafifliği her konuda ahkam kesmeyi hobi haline getirmiş olsa da, bugün kopartılan yaygara Bursaspor yenilgisine 200 bin dolardan fazla bir değer yüklemiyor. Bir de fazladan kafa ütüler, o ayrı.
Sahaya sürülen 11 de Fenerbahçeli futbolculardan oluşuyor bu arada. Yedek bekledikleri sürece "Daum'un ve Fenerbahçe'nin harcadığı kaliteli ve mazlum futbolcular" olarak anılanlardan bahsediyorum. 3-0'ın rövanşında şans verilince burunlar kıvrılıyor. Onları geçtim bugün forma şansı bulanlar böyle bir maç takviminde, böyle bir skor avantajı varken oynamayacaklar da ne zaman oynayacaklar? Daum'un bu tercihinin laubalilik değil de kadrodaki futbolculara duyulan güven ve onları hazır tutma çabası olarak görülmemesi ancak iyi niyet ile kötü niyet arasındaki farkla açıklanabilir.
Neticede bir tarafsız ve eleştirmen Fenerbahçe taraftarcılığıdır gidiyor. Ağız tadıyla Fenerbahçe'nin turu geçmesine sevinmek mümkün değil. Bir yandan ciddiyet, disiplin masalları diğer taraftan son dakikada Fenerbahçe'nin gol atmasına, yenilerek tur atlamasına sevinemeyecek, gole sevinen futbolcuları eleştirecek kadar büyük bir kibir. Kimin rakibe saygıda sorun yaşadığını kestirmek zor.
Neticede bir maçı kaybettik. Bu ne ilk ne de son. Ama bugün turu geçen taraf da bizdik. Üstelik kart, sakatlık vb. fire de vermedik. Maçı izlerken oluşan gerilimin acısını birilerinden çıkarmak yerine onların 3 yıl üst üste şampiyonluk gibi acayip bir vaadin altında 7/24 kıvrım kıvrım kıvrandıklarını akılda tutmak lazım. Bu arada kadro seçimleriyle ilgili ahkam kesmeden önce özellikle Avrupa'da yola devam edersek gireceğimiz maç trafiğine bakmak insaf duygusuna iyi geliyormuş. Duyurulur...